Bugün bir ateş çemberi olan Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu'yu dört yüz yıl yönettik. Bir Osmanlı Çavuşunun huzuru sağladığı yerlerde bugün kan gövdeyi götürüyor. Hindistan'da altı yüzyıl kaldık. İngilizler yüz yıl kalamadılar. Yakın doğuya Moğollar geldiler yaktılar, haçlılar geldiler yıktılar biz ise hep yaptık. İstanbul'u işgal eden Haçlılar taş üstüne taş bırakmazken, biz tek bir taşını sökmedik.
Farkımız neydi biliyor musunuz? Farkımız milli, İslami ve insani değerlerle zenginleşmiş nizamı alem düşüncesi, kızıl elma ülküsüydü. Biz tanrının dünyayı yönetme, insanlığı kaostan kurtarma ve adaleti sağlama işini Türklere verdiğine inandık. Göktürk hakanı Bilge Han, Orhun Abidelerinde ''.
Üstte mavi gök altta yağız yer ve ikisinin arasında kişioğlu yaratılmıştır. Kişioğulları (insanlık) üzerine de ecdadım hüküm sürmüştür'' derken, İranlı vezir Nizamımülk
'' Sultan Melikşah cihan ailesinin babasıdır. Bu sebeple onun babalık şefkati o nispetle geniştir'' diyerek cihan hâkimiyeti ülküsünü anlatmaktadır. Osmanlı padişahları tanrının yeryüzündeki gölgesi (Zillulluhfilalem) sıfatını aynı ülkünün yansıması olarak kullanmışlardır.
Eski dünya düzeni böyleydi. Bugünlerde ise yeni dünya düzeni ve yeni düzen koyucular var. Eğri ağacın doğru gölgesi olmayınca, kan da durmuyor, acı da...
Bize gelince nizamı âlem ülküsü, nizamı millete döndü. Dünyaya düzen verenler düzene çekildi. Kendilerine nizam veremeyenler nizamı âlemci oldu. Nizamı değil ama alem yapmayı çok iyi öğrendiler. Kainata ışıktık, güneştik, sönen yıldızlar gibi içimize çöktük; kara bir delik veya sönük, kızıl bir yıldız olduk. Kızıl olunca da kızıl elmacılar çıktı ortaya. Elmaya değil kızıllığına vurgunlar. Kızıllar kızıl sever diye gitti güzelim elma.
Sonuç; ne işimiz vardı Yemen'de, Viyana'da, Basra'da diyenler Amerikanın Irakta bulunmasına bön bön bakanlardır. Onlar milleti nizama getirmeye çalışırken, âlemi düşünmeyi dahi men ettiler. Orta Asya diyenler turancı oldu. Ortadoğu diyenler dinci, Avrupa diyenler de satılmış hain oldular. Yeni dünya düzencileri sınırlarımızın içinde ve komşularımızda yeni düzenler kurmaya çalışırken hiç kimse bana sınırlarımızın ötesine bakmayı haram kılamaz. Çağın gereği neyse onunla mücehhez olarak bakacağım ötelere.
Hz. İbrahim'in ateşine odun taşıyan karga aşağıda su taşıyan karıncayla dalga geçer: Bu taşıdığın su ne işe yarayacak ateşi söndürmesi mümkün değil, der. Karınca şöyle cevap verir: Biliyorum, ama maksat tarafımız belli olsun.