Dünya gerçektende küresel bir köye dönmüş be kardeşim. Nasıl ki şehirde bir sorun olsa köyler, mahalleler bundan etkileniyor. Dünyanın bir ucunda bir sıkıntı baş gösterince bütün ülkeler bundan etkileniyor. Şu son zamanlarda meydana gelen küresel kriz bütün dünyanın anasını ağlattı ve de ağlatmaya devam edecek gibi görünüyor. Biz de bu köyde yaşadığımıza göre bu kriz bizimde kapımızın önünden geçecek Ancak biz millet olarak krizlere alışık bir milletiz.
Osmanlının o muhteşem dönemlerden sonra bir türlü ekonomik hayat konusunda dikiş tutturamadık. Tarhuncular geldi, Köprülüler geldi. Bir ara düzelir gibi oldu ama sorun hep devam etti. Zor zamanlarda avarız vergisiyle bu millet adeta krizi yaşamdan bir parça olarak gördü. Peki, cumhuriyetle fazla bir şey değişti mi? Tabi ki hayır.Şunu da unutmamak lazım ki savaştan yeni çıkmış ve yeni kurulmuş bir devlet.Sonuçta biz bir parçanın devamıyız. Bu devleti kuranlar uzaydan gelmediler ya. Osmanlının devamında kurulan yeni bir devlet. Yani millet aynı millet dertler aynı dertler. Başka bir millet bizim çektiğimiz bu sıkıntıları çekse patlardı. Ama biz; ister kaderci deyin ister kanaatkâr deyin bu sorunları dert etmedik hiçbir zaman. Malum şimdi bir kriz olmuş. Dünya efkârı umumiyesi ayağa kalkmış bizde hareket yok. Çünkü biz bu krizleri çok yaşadık ve bizde alışkanlık yapmış dururumda. Bazen beş yılda, bazen on yılda bir böyle şeyler yaşamazsak ne oluyoruz diye kendi kendimize sormaya başlarız. Yani biz damdan çok düştük damdan düşmenin ne olduğunu biliriz. Hatta bu konuda tecrübelerimizi de isteyen olursa paylaşabiliriz. Bizde, her türlü krize karşı kullanacağımız sıkmak için kemer vardır Elhamdülillah(1)
Dünya böyle krizi 1930'lu yıllarda yaşamıştı. Onlar biz değil ya gün aşırı kriz yaşamıyorlar. Krizi unuttular. Ama aradan uzun yıllar geçtikten sonra yine bir kriz Tamamen şok meydana getirmiş. Gerçi kimileri buna suni kriz dese de oldu bir kere herkesi etkiledi ve etkilemeye devam edeceğe benziyor. Dünyada yaşanan büyük çaplı felaketlerde hep Yahudi parmağı vardır belki de bunda da bir Yahudi parmağı vardır.
Bize birileri belli zaman aralıklarıyla unutmayalım diye hep hatırlattı bu acı reçeteyi. Her seferinde inadına daha ağır bir şekilde hatırlattı. Tam belimizi doğrultacakken yeniden bir kriz daha geldi kapımıza. Tabiî ki bunlar hatırlatmak içindi. Yoksa daha uzun süreli olsa şok yaşardık maazallah. Daha dün gibi en sonuncuyu hatırlıyoruz. Hani rahmetlinin başına kitapçık fırlatılmasıyla başlamıştı ve bir kitapçık nelere mal olmuştu. Bu bahanenin arkasından da milletin paraları iç edilmişti. Milletin, tüyü bitmemiş yetimin paraları hortumlanmıştı aynı paralar milletin cebinden, bu fedakâr milletin hazinesinden kesilerek ödenmişti. Daha dün olan bu hadiseler unutuldu belgide; fakat halkın iyi ya da kötü ne olursa unutmadığı belleği var ya o işte hiçbir şeyi unutmaz. Bunu da asla bunu unutmayacaktır. Devletten para alıp aynı devlete ertesi gün yüzde yedi binlerle faiz verenleri gördü bu millet. Bizi yönetenler bunu unutmamalıdırlar. Bir daha aynı hataya düşmemedirler. Yoksa bu millet gereğini düşünür müsebbipleri için. Bunca kriz tecrübesi olan bu millet bunu fırsata dönüştürebilse ne güzel olur. Bir kere olsun tersinden şampiyon olmak da iyidir.
Evet, biz daha yeni krizden çıkmışken bu sefer dış eksenli bir krizle karşı karşıyayız. Elbette öncekiler kadar etkilemesi beklenmiyor. Fakat yine de alınabilecek önlemler alınmalı ve krizden nemalanmak isteyenlere fırsat verilmemelidir. Bunun istismarı hem içerde hem de dışarıda önlenmelidir. Çünkü ülkemiz aynı zamanda siyaseten de kırılgan bir yapıya sahiptir. Bunu bahane edecek odaklar çeşitli manipüleyle gündemi farklı mecralara kaydırabilirler. Çünkü ekonomik yaralar toplumda değişik hastalıklara sebep olabilir. Bu konu kolay bir şekilde farklı alanlara çekilebilir. Ülke olarak yıllarca değişik yollarla, değişik metotlarla birliğimizi, iriliğimizi çekemeyenlerin sergilemiş olduğu oyunları hepimiz biliyoruz. Türkiye'nin, bölgesinde istikrara kavuşmasından memnun olacak da var olmayacak da var. Türkiye kendi içinde istikrarı yakaladığı vakit çevresine de istikrara gelecektir. Tersi olduğunda da aynı olacaktır. İstikrarsız bir Türkiye istikrarsız bir bölge demektir. Özellikle bu bölgedeki küçük oyuncular bunu görmeli ve Türkiye'ye yardımcı olmalıdır. Yani yardım dediğim ayak bağı olmasınlar yeter. Şunu iyi düşünmeliler Türkiye'nin zayıflığı uzun vadede kimin ekmeğine yağ sürer? Türkiye bu bölgede çok iyi korunması gereken bir inci gibidir.
Bu krizden hem dünyanın hem Türkiye'nin hem de bireysel olarak bizlerin çıkarması gereken birçok dersler vardır. Dünyada ki zengin milletler belki biraz olsun fakirlerin halinden anlarlar. Türkiye de yönetim bazında bu yollardan geçtiğini unutmadan tüm kesimleri rahatlatacak önlemleri almalıdır. Yeni ve farklı pazarlara yönelmelidir. Malın kalitesini düşürmeden fiyatı düşürülmeli yani tüketim artırılmalı. İsraf manasında söylemiyorum bu tüketim artırmayı. Milletin daha ağır bedeller ödemesine izin verilmemelidir. Bizlere düşen görev ise biraz olsun düzelme eğilimi gösteren ekonomilerimizi bahane ederek israfa kaçmamaktır. Fırsatını değerlendirip lazım olan ihtiyaçlarımızdan fazlasını almamalıyız. Nakit para ile alış veriş etmek daha az harcamaya sebep olduğu için buna yönelelim. Yani paramız kadar alış veriş yapalım. Ucuzluk görüp ihtiyacımız olmayan şeyleri almayalım. Atalarımızın dediği gibi ayağımızı yorganımıza göre uzatalım. Eğer krizin kapımızı çalmasını istemiyorsak ya da hafif rüzgarıyla yetinmek yeter diyorsak...