Balekoğlu sülalesinin şu anda yaşayan en yaşlı üyelerinden biri olan, Arife Balekoğlu (D.1923-Of) anlatıyor...
Uzun yıllardır Zonguldak'ta yaşıyorum. Babam, Balekoğlu İsmail Ağa'nın oğlu Eyüp (1881-2505.1967), annem Fadime (1897- 13.10.1976) Kalolo Muhammet'in kızkardeşi. Kayınpederim ise Balekoğlu Rıza Bey, yani Balek Rıza (1886-02.01.1951).
Size; babamın savaşları katılmasını, annemin, kayın pederimin ve kayınvalidemin çektiklerini anlatayım.
'...Babam, daha önce de savaşlara katılmış. Annemi daha on dört yaşındayken, kendisinden on altı yaş büyük olan babamla evlendirmişler. Düğünden on beş yirmi gün sonra, babam tekrar cepheye gitmiş. Erzurum Kop Dağında da savaşmış, yaralanmış.Yaralı halde dört beş gün yürüyerek Bayburt üzerinden eve gelmiş. ''Mısır zamanı olduğunu, mısır boylarının kendisini gizlediğini'' söylerdi. Annem, küçüklüğünden beri tababete, kocakarı ilaçlarına meraklı. Babamın yaralarını iyileştirmiş. Yirmi beş gün kaldıktan sonra, tekrar cepheye geri dönmüş babam. Esir ettiği bir Bulgar askerinden aldığı tüfeği de vardı. Hatta o tüfek, bizim çordahta asılırdı bilirim. Bir de Ruslarla savaşmaya gittiğini, Murgul'da yaralandığını biliyorum. Rahmetli babamın yanında bizim köyden Köroğlu Ömer varmış. Harp ederken arkadaşı Ömer, ''Oy anam'' diye inlemiş. Babam ''Kalk ulan bir tane daha at, belki bir gavur daha vurursun'' deyince Ömer '' Eyüp, ben ölüyorum'' diye seslenmiş. Ömer'i çeke çeke ateş hattından çıkarmaya çalışmış. Ömer orada şehit olmuş. Babam da üç kurşun yemiş. Biri sol baldırından, biri sol göğsünün üzerinden. Rus ateşi devam ederken, bel kuşağı ve tütünle göğsünü sarmışlar. Tüfeğini kurarken gelen üçüncü mermi, sağ el baş parmağını parçalamış. Ateş öyle şiddetliymiş ki, bir alaydan yedi kişi kalmışlar. ''Sonra bir selden yuvarlandım'' diye anlatırdı. Yeniler bilmez. Selden yuvarlanmak, uçurumdan yuvarlanmak demek. Kendinden geçmiş, gözlerini hastanede açmış...
Hastaneye getirildiğinde, öldüğünü mü düşündüler bilemem. Daha babam hastanedeyken, eve kanlı elbiselerini göndermişler. Zavallı annem ağlaya dursun...
Bir gün evlerinde bir gariplik hissetmiş. Ortalıkta kimse görünmüyormuş. Bir odadan da fısır fısır konuşmalar geliyormuş. Ses etmemiş annem, dinlemiş.
Babaannemin halalarıma '' Fadime çok iyi gelin çıktı, evden çıkarmayalım. Madem Eyüp öldü, Zekeriya'ya alalım onu.'' dediğini duymuş. Zekeriya, annemin kaynı. Beyninden vurulmuş annem. Hemen evden çıkıp, koşa koşa babasının evine gitmiş. Ağlamış. ''Elbiseleri geldi ama daha kocam gelmedi. Asla kaynımla evlenmem. Bu işe mani olun!'' demiş.
İsmini taşıdığım, benim anneannem Arife, Canfer Ağa'nın kızıdır. Kaynatam Balek Rıza'nın da halasıdır. O gece annem, babasının evinde kalmış. Ertesi gün babaannem gelmiş, gelinini istemiş. Söz vermiş babaannem, kanlı elbiseleri gelen oğlunun karısını, diğer oğluna almayacağına dair. Bunun üzerine annemi alıp dönmüşler evlerine...
Bu arada babamı Trabzon Hastanesine sevk etmişler. Omzuna kadar mosmormuş kolu. Doktorlar keseceklermiş. '' Ne olur kolumu kesmeyin. Ben çiftçiyim. Ne yaparım kolum olmadan ?'' diye yalvarmış, yakarmış. Kesmemişler kolunu. Hastanede kırk gün kalmış. Öldü sandıkları babam, vücudunda üç Rus kurşunuyla bir gün çıkıp gelmiş köye. Biz dört kardeş daha sonra doğduk. Rahmetli babam kerendiyle çayır kesemez, hemen yorulurdu. Omuz kemiğine saplı, çıkartılamayan Rus kurşunu rahatsız ederdi babamı.
Az kalsın ''Bir Ezo Gelin'' hikayesi bizde de olacaktı...
Bir de rahmetli amcam anlatırdı '' Ah evladım, biz neler çektik...'' diye. Bir gün Ruslar Taşhana'da silah zoruyla erkekleri toplamış, meydanda çift sıra yapmışlar, hepsini öldüreceklermiş. Bu arada tozu dumana katarak gelen bir atlı '' Durun!'' diye seslenmiş. Atın üstünden bir bayan inmiş. Türkçe olarak '' Boş köyü ne yapacaksınız? Öldürmeyin, emir var.'' diyerek taranmalarına engel olmuş. Dağlardan telleri toplatmışlar... (herhalde telgraf-telefon tellerini).
Ayrıca babam anlatırdı. Dedemlerin Bursa'da çok yerleri varmış. Otel, lokanta ve kahvehaneler işletirlermiş. Düşman yakmış, yıkmış oraları. Hatta babamın ilk hanımı Zehra annem o taraflıdır. Ömer Faruk Ağabey'imin de annesidir.
Kurtarıcımız Atatürk öldüğünde ben on beş yaşımdaydım. Babam çok ağladı. Düşman duyarsa yine vatanımız elden gider diye.
Kaynanam Hacere Hanım, Zono köyünden. Anlatırdı rahmetli. ''Çayır kesme zamanıymış. Çayırlar kalmış mezerede. Mezereyi yayla gibi kullanıyorlarmış. Ruslar gelmiş, evin erkeklerini almışlar, on iki tane ineği de katmışlar önlerine, bir daha onlardan haber alamamışlar...
Bir süre sonra kardeşinin Yeragar'da vurulup öldürüldüğü haberiyle bir kez daha sarsılmış. Silah arkadaşları, kardeşini fındıklığa gömmüşler. Sağ kalanlar köye geldiğinde, '' Biz onun gömüldüğü yeri biliyoruz'' demişler. Kaynanam komşularıyla kazma kürek ellerinde yola koyulmuş. Göstermişler şehidin olduğu yeri. Başlamışlar kazmaya, mezarı açmışlar. Kardeşi daha çürümemiş. Bakmış üstündeki gömleğe, bakmış parmağındaki yüzüğe, ağlamış da, ağlamış...
Rukiye teyzem, Balek Rıza ile evliymiş. Rus eziyetinden kadınları, çocukları, yaşlıları muhacirliğe göndermişler. Teyzem hamileymiş. Tifo hastalığına yakalanmış garibim. Yalan olmasın, Ünye'de mi Fatsa'da mı ne ölmüş.
Balek Rıza'nın kız kardeşi Azize hala kör olduğu için muhacirliğe gidememiş, evde kalmış. Rus işgal etmiş bütün köyü. Bir kadın ihbar etmiş Balekoğlu Rıza Bey'i. Ruslar basmış konağı, mermi ve birkaç kovan bulmuşlar. Azize halayı sıkıştırmışlar, zavallının bir şeyden haberi yokmuş. Sonradan benim kaynatam olacak olan Balek Rıza'yı da zorlamışlar. Öyle eziyet etmişler ki, öldü sanıp bırakmışlar ama silahların yerini öğrenememişler. Köylüler vücudunun ağrılarını ve köteğini alsın diye üç koyun kesip hemen postlarını kaynatama sarmışlar, öyle iyileşmiş...
Bu arada köylerini terk ederek muhacirliğe çıkan Hacere hanım, akrabalarıyla Balek Rıza'nın konağına sığınmış. Hacere hanımı gören Balek Rıza '' Hanım, hoş geldin, seni çok beğendim, Allah'ın emriyle seninle evlenmek istiyorum.'' demiş. Kaynanam eğmiş başını,
'' Ben buraya evlenmeye gelmedim, gavur korkusundan ağa evidir diye sığınmaya geldim. Üstelik sahipsiz de değilim.'' demiş. Bunun üzerine Zono'dan kimlerden olduğunu, kime gitmeleri gerektiğini sorup öğrenmişler. Sonra hep beraber Zono'ya gidip Hacıfazlı ve Cevahiroğullarından Hacere Hanımı istemişler, aynı gün alıp geri dönmüşler. Kaynanam Hacere hanım Zono'dan geldiği için ona '' Zonoli'' diye hitap ederlerdi...
Kaynatam daha sonra kırk yıla yakın muhtarlık yapmış, çok hatırlı bir Beyefendiydi, çok hizmetlerde bulundu, hepsi nur içinde yatsın...
Seksen altı yaşımdayım, kardeşlerimden bir Ferhat kaldı, o da hasta. Annem, babam, ağabeylerim, kaynanam, kaynatam, oğlum, kocam... Hepsi gittiler.
Onları özlem ve rahmetle anıyorum. Hepsini çok, ama çok özledim...
Notlar
1. Of- Çaykara yolu üzerinde bulunan Hapşiyas Köprüsünün malzemesi Balek Rıza tarafından karşılanmış, zanaatkarlığı Sandıkçıoğlu Osman ya da Abdülaziz tarafından yapılmıştır. İlk yıllarda kimin eseri olduğunu belirten bir tabela vardı, daha sonra bu tabela da kırılmıştır. Yıkılmaya başlayan bu köprü 2000'li yılların başında Kaymakamlıkça sökülüp, aslına uygun olarak yeniden yaptırılmıştır. Keveras'taki Balekoğlu konağı da aynı aileye yaptırılmıştır. İnşası 1878'de başlayan, içi ahşap oymalarla süslü bu konağın inşaatı on iki yıl sürmüştür...
2. Balekoğulları soy ağacı 17. yüzyıla kadar kesinleşmiş olup, daha araştırmalar devam ediyor. Polonya- Çekoslovakya- Doğu Almanya telefon rehberlerinde ya da internet sitelerinde aynı soy ismine rastlamak mümkün.
3. Heinrich Böll ''Savaş Bitince'' isimli kitabında Baleklerden bahsetmektedir.
4. 1312'de Romanya'da kurulan ilk Türk devletinin kurucusunun ''Balek'' olduğunu söylenmektedir.
5. Şu anda BALEKOĞLU- BALEK - BALIK soy isimleri ile İstanbul, İzmir, Sakarya ve Ankara'da yaşayan Balekoğullarının son kuşak gençleri de, bazı büyükleri gibi devletin üst düzey kademelerinde görev yapmaktadırlar.
6. Yukarıdaki bilgiler gösteriyor ki Balekoğulları aslında bir Kuman (Kıpçak) Türkü soyudur. Bilindiği üzere Kıpçak Türkleri, Bugünkü Ukrayna'da siyasi dönemlerini tamamlayıp dağıldıktan sonra onların kalıntılarından Romanya'da, Moldovyada, Ukrayna'da, Kafkasya'da ve özellikle Gürcistan'da yaşadıkları gibi, Gürcistan'a giden kollarının önemli bir kısmı iki bölüm halinde 1125 ve 1204 yılları içerisinde iki ayrı dönemde Hıristiyan olarak ve Gürcüce konuşarak Doğu Karadeniz'e yerleştikleri gibi, asker olarak Mısır'a giden Eyyübilerin kölemenleri yani köle askerleri olmuş kolu daha sonra yönetimi ele geçirip dünyanın en kuvvetli devletlerinden Memluklular devletini kurmuşlardır. Günümüzde Doğu Karadeniz'de birçok aile Kuman Türkü olup bununla ilgili ayrıntılı kaynak Haşim Albayrak ''Doğu Karadeniz'de Etnik Yapılanmalar ve Pontus'' adlı çalışmamda sülale sülale olarak vardır.
Bu hatıralar Haşim Albayrak tarafından üçüncü baskısı yapılacak 1. Dünya Savaşında Doğu Karadeniz Muharebeleri ve Of Direnişi adlı kitaba eklenecek olup, başka hatıralar varsa gönderilmesi halinde burada yayınlandıktan sonra adı geçen kitaba eklenecektir.