1 Aralık 1955 günü, Rosa için sıradan bir gündü. Terzi olarak çalıştığı butikteki işlerini bitirmiş, evine
dönüyordu. Otobüse ön kapıdan bindi, parasını ödedi, indi, arka kapıdan tekrar bindi. Rosa zenciydi ve ön kapıdan binmesi yasaktı.
Olayın geçtiği yıllarda Montgomery genelinde bir uygulama vardı. Otobüslerin ön sıraları beyazlar için ayrılmıştı. Siyahlar ancak arka kısımda kendilerine ayrılmış olan sıralara oturabiliyorlardı. Orta kısımda oturabilmeleri, ancak ayakta beyaz yolcu olmadığı sürece mümkündü. Otobüse binen herhangi bir siyah yolcu önce ön kapıdan binip parasını ödüyor, sonra inerek arka kapıdan tekrar biniyordu—ama yeteri kadar şanslı ise! Kimi zaman şoförler, siyah yolcunun arka kapıdan binmesini beklemeden gazlayıp gidiyor, parasını ödemiş olan yolcu da öylece ortada kalıyordu.
Rosa böyle bir olayla 12 yıl önce, 1943 yılında da karşılaşmıştı. O zaman Rosa'yı otobüse almadan giden şoför, şimdi tekrar Rosa'nın karşısındaydı: James F. Blake. Rosa'nın deyimiyle, 1 Aralık günü Blake'in yine hain bir görünümü vardı. Ama Rosa yine de otobüse bindi. Neyse ki, bu sefer Blake Rosa'nın para ödedikten sonra arka kapıdan tekrar binmesine fırsat verdi. Rosa otobüste orta sıralardan birinde, bir adamın yanına oturdu. Ancak üç durak geçtikten sonra otobüse binen beyaz yolculardan biri ayakta kalmıştı. Montgomery kanunlarına göre otobüste orta sıralarda oturan siyah yolcuların kalkıp ayaktaki beyaza yer vermeleri gerekiyordu.
Blake de bu kanunlara dayanarak Rosa'nın ve aynı sırada oturan diğer üç siyahın ayağa kalkmasını istedi. Hepsi itiraz etmeden kalkarak yer verdi, ama yorgun olan Rosa oturmaya devam etti. Gerçi yorgun olmasa da yer vermeyecekti; çünkü hergün tekrarlanan bu sahneyi oynamaktan bıkmıştı. Blake, Rosa'nın göstermiş olduğu bu ''küstah'' tavır karşısında çok sinirlendi, el frenini çekip hızla Rosa'nın yanına gitti. Ona yerinden kalkmasını söyledi. Aksi takdirde kendisini tutuklatacağını hatırlattı. Rosa ise çok sakin bir şekilde cevap verdi: ''Nasıl isterseniz...''
Blake, hızla otobüsten indi ve az sonra iki polisle geri geldi. Polisler Rosa'ya neden yerinden kalkmadığını sorduklarında o, açık ve net bir şekilde cevap verdi: ''Ayağa kalkmam gerektiğini sanmıyorum.'' Polislere neden bunu yaptıklarını sorduğunda ''Bilmiyorum. Ama kanun kanundur ve siz tutuklusunuz'' cevabını aldı. Rosa hiç sorun çıkarmadı. Polislerden birisi çantasını, diğeri alışveriş torbasını aldı. Birlikte polis aracına bindiler.
Bu tarihten sonra Montgomery'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Bir dayanışma örneği Rosa'nın tutuklanma haberi, siyahlar arasında yıldırım hızıyla yayıldı. Rosa'nın dostları hemen devreye girip kefaleti ödediler ve Rosa aynı gün serbest kaldı. Hemen ardından annesi ve eşi Raymond'la yaptığı görüşme, sadece kendisinin değil, Montgomery'de yaşayan bütün siyahların kaderini belirleyecek olan bir görüşmeydi. Rosa, siyah Don Kişot olacak, Montgomery'nin ayrımcı yasalarıyla mücadele edecekti.
Ertesi gün 35 bin ilân basıldı ve bütün şehirde dağıtılmaya başladı. Aynı gün, otobüslerdeki bu
ayrımcılığa karşı nasıl mücadele edileceğini konuşmak üzere siyah liderler toplantıya çağrıldı. Toplantı sonunda, Rosa'nın duruşmasının yapılacağı 5 Aralık günü otobüslere binmeme kararı alındı. Boykotun öncüsü olarak, daha sonra efsaneleşecek bir isim, Martin Luther King seçildi. Cuma günü geldiğindeyse, bütün şehir artık boykottan haberdardı. 5 Aralık 1955 Pazartesi günü geldiğinde King ve diğer liderler gergin bir şekilde güne başladılar. Yaptıkları ilk iş, siyahların boykota katılıpkatılmadıklarını tespit etmek oldu. Duraklara gidip beklemeye başladıklarında büyük bir sürprizle karşılaştılar. Yağmurlu havaya rağmen geçen otobüslerde tek bir siyah yolcu bile yoktu!
Bu sırada Rosa'nın duruşması başlayıp bitti. Yarım saat süren duruşmada Rosa, eyalet yasalarına karşı gelmekten dolayı suçlu bulundu ve 14 Amerikan doları para cezasına mahkûm edildi. Artık Temyize gitmekten başka çare yoktu.
Aynı gün öğleden sonra, Montgomery İyileştirme Birliği kuruldu. Başkan olarak, Martin Luther King seçildi. Henüz 26 yaşında olan King'in burada yaptığı konuşma—aynı zamanda yıldızının parlamasını sağlayan konuşma—hafızalara bir daha hiç silinmeyecek bir şekilde kazındı. King, şunları söylüyordu:
''Bir zaman gelir, insanlar artık usanır. Bize uzun zamandır kötü muamele edenlere ayrı tutulmaktan, küçük görülmekten usandığımızı, baskının acımasız ayakları tarafından tekmelenmekten bıktığımızı söylemek için bu akşam burada bulunuyoruz.''
Şiddetten uzak bir boykot kilisede yapılan toplantıda bütün zenciler ortak bir karara vardılar: Boykota, haklarını alıncaya kadar devam edeceklerdi.
Montgomery'de otobüslerle yolculuk yapanların yüzde 75'i siyahtı ve boykota siyahların hepsi katılıyordu. Bu yüzden şehir içi otobüsleri işleten firma kısa zamanda zarar etmeye başladı. Ama firmanın tutumu da, eyalet kanunları da katıydı. İdareciler, boykota katılanların tamamının fakir ve kalabalık ailelere mensup olduğuna, bu yüzden boykotun fazla süremeyeceğine ikna edildiler. Günler haftalara, haftalar aylara döndü, ama değişen hiçbir şey olmadı.
Siyahlar, otobüsleri kullanarak uzak yerlere gitmedikleri için, alışverişlerini de evlerinin
çevresindeki dükkânlardan yapmaya başlamışlardı. Bu da şehirdeki mağaza sahibi beyazları zarara uğratıyordu. Sinirleri iyice gerilen beyazlar, çareyi zencileri tehdit ederek boykottan vazgeçirmeye çalışmakta buldular. Ama zenciler, aldıkları öğüdü asla akıllarından çıkarmıyorlardı: ''Bu problemimizi şiddete başvurarak çözemeyiz. Şiddete karşı şiddetle cevap vermemeliyiz.''
Bazı ırkçı beyazlar, sabırları taştıkça şiddet olaylarını arttırdılar ve işi bu sözlerin sahibi
Martin Luther King'in evini bombalamaya kadar vardırdılar.
Bu arada Montgomery İyileştirme Kurumu da boşdurmamış, şehir içi ulaşımı sağlayan otobüs firmasını ayrımcılık yaptığı gerekçesiyle mahkemeye vermişti. Nihayet 2 Haziran 1956'da mahkeme sonuçlandı vefederal mahkeme, otobüslerdeki ırk ayrımcılığını yasadışı buldu. Irkçılar davayı aynı yıl 13 Kasım'da Temyize götürdüler, ama umduklarını bulamadılar ve Yüksek Mahkeme de 20 Aralık'ta ırk ayrımcılığının yasadışı bir uygulama olduğuna karar verdi.
Yüksek Mahkemenin verdiği kararın ertesi günü, 21 Aralık'ta Rosa Parks ve Martin Luther King aynı
otobüse bindi. Rosa bu sefer arka sıralara değil, otobüsün en ön sırasında oturuyordu.
Sabrın mükâfatı alınıyor Rosa'nın tutuklanmasının üzerinden tam 381 gün geçmişti. Tek bir kişinin bir otobüs koltuğuna oturmasıyla başlayan mücadele on binleri birbirine kenetlemiş, Montgomery'de 17 bin siyahın yaptığı boykot zaferle sonuçlanmıştı. Yakın arkadaşı ve aynı zamanda sivil hareket liderlerinden biri olan Johnnie Carr'ın dediği gibi, ''Rosa oturmuş, dünya da onun etrafında dönmüştü.'' O artık sivil haklar hareketinin annesiydi.
Tuba Şimşek
(Özgür ve Bilge'nin Ağustos sayısından)