Mehmet Akif'in dizelerini şerh etmeye devam... ''O nasıl kalb, O nasıl azm O nasıl itminan''
''Kalp'' kelimesinin asıl kullanım kastının, yüreklilik ve bu durum üzere süreklilik olduğu herkesçe malumdur. Zaten ilerisine bakıldığında da bu çok açık anlaşılıyor. Kalbin sağlamlığı, yüreğin bölünmez ve bileğin bükülmez olması '' o nasıl azm o nasıl itminan'' ifadelerinden iyice ayyuka çıkıyor. Azmin de, bir mevzuda ki gönlün doygunluğunun da, kalbin sağlam yapısından neş'et ettiğini sadece hatırlatmak babından yazıyorum. Peki, kalbin bu kadar sağlam bir yapıda, azmin ne denli uçuk olduğu ve gönül rahatlığının, duyu doygunluğunun ve pozitif yöndeki manevi yoğunluğun tavan yapması sizce neyle alakalı ola?
Yine birçok cevapla karşılık verebilirsiniz lakin, rahmetli bunu da en güzel şekilde cevaplandırıyor ve;
''İşte tevfik-i ilahiye yürekten inanan;''
Allah'ımızın, bir hususta kulunu ihlâslı gördüğü ölçüde değerlendirmesi ve bu samimiyetine paralel olarak ona nimetlerini ve bereketlerini bahşetmesine can-ı gönülden inanarak hareket etmesiyle alakalıdır, diyor.
Geçmişte bu durumu, anlayarak veya anlamayarak, bilerek veya bilmeyerek Oflunun çok iyi başarabilmiş olmasıdır. İnanın ki, böyle mukaddes bir nimet herkese mukadder değildir. Oflunun takdirine bu letafetin yerleşik olması, rabbimizin çok büyük bir ihsanıdır. Allah bu güzelliği zamanın müslümanlarına da nasip eylesin. Âmin...
Her nimetin rabbimizin ihsanı ve ikramı olduğunu kavrayabilmek ve o nimetin kazanılmasında kendi açısından cüz'i iradesi haricinde hiçbir müdahalenin olmadığını düşünmesi, bir kul için ne büyük bir bahtiyarlıktır. Bugün kimilerinin dediği gibi ''ben kazandım'' cümlesinin altında yatan ukalalığın mana boyutu, bizim inanç dünyamızda daha sonraları açacağı gediği düşündükçe, o bahtiyarlığın sadece dünyevi bir kazanım olmadığı, uhrevi hayatta rabbinin rızasını düşünenler için cennet ve cemalüllah sebebi olduğunu geçmiş büyüklerimizin anlamış ve yaşamış olduğunu müşahede etmemenin imkanı yoktur. İşte Akif'in ifade ettiği, anlattığı seyre koyulduğu Oflu manzarası, bu...
Oflu kardeşlerim;
Daha öncede söylediğim gibi, bu mısralar için en az on adet yazı kaleme alınmaz da ne yapılır. Biz ne kadar yazarsak yazalım, önemli olan bizim buralardan ne kadar hissedar olduğumuzdur. Sağda- solda, orada-burada bulunan zamanın Oflularının, söyleyin bana sıfır düzeyinde değildir lakin, dini açıdan ne kadar genel bir kültüre sahiptir. Sadece namaz kılmak, oruç tutmak, hacca gitmek vs bizim dini anlamda bilinçlenmemize sebep olmaz. Bir şeyler okumalı ve yazmalıyız. Bir şeyleri devamlı olarak paylaşmalıyız. Bugün dini meseleler, en az bir futbol takımının atakları, attığı- yediği golleri, sözde bir sanatçının çıkardığı kaset parçası, yeni aldığınız bir arabanız özelliklerinin sadece bir tanesi, (hanımlar için söylüyorum) bir eteğin boyu, bir kot pantolonun rengi ve modeli vs vs kadar konuşulmuyor, sorulmuyor, öğrenilmiyor ve tartışılmıyorsa (yıllardır devam ede gelen süreç bu), kalkıpta hala bir şeyler bildiğini sanarak din hükümleri hakkında yorumlar yapmak;
1- Ne kadar tutarlı olur?
2- Sebeb-i felaketimizi (başta cehalet) ne kadar savuşturabilir?
3- Verdiğimiz hükümler eskiden verilenleri ne kadar bastırabilir?
Bu soruları sor sorabildiğin kadar kendine, aziz dostum... Zamanın Oflusuna Necip Fazıl' la sesleniyorum;
Tohum saç, bitmezse toprak utansın!
Hedefe varmayan mızrak utansın!
Hey gidi küheylan, koşmana bak sen!
Çatlarsan, doğuran kısrak utansın!
Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!
Üstada kalırsa bu öksüz yapı,
Onu sürdürmeyen çırak utansın!
İnşallah devam edecek...