Üniversitedeyken hayat tecrübesinden çokça istifade ettiğimiz Mehmet BOZBEY hocamız Osmanlı İmparatorluğunun son dönemdeki büyüklüğünü ve mücadele alanlarını anlatırken şunları söylerdi:'' Arkadaşlar bizim eski devletimiz (Osmanlı) 1. Cihan Harbinde toplu iğnesini bile yapamazken 7 düvele karşı 9 cephede savaş vermiştir. Biz böyle günlerden buralara geldik'' diye sürekli ikazlarda bulunurdu. Evet, öyle mücadelelerden geçerek bayrak Türkiye Cumhuriyetine teslim edilmiştir.
Milletlerin bugünü ve yarınlarının güçlü olması geçirdikleri geçmiş yaşantıların zenginliğine bağlıdır. Biz sahip olduğumuz tarihi zenginlik ve derinlik bakımından fevkalade büyük bir mirasa sahibiz. Bu öyle bir miras ki şartlar gereği inkâr etsek de kabulü mümkün olmayan bir inkârdır. Tarih sahnesinde var olduğundan beri devlet kurmayı tabii bir olay olarak algılayan Türk Milleti hemen hemen hiç devletsiz kalmamıştır. Ya da şöyle diyebiliriz devlet kesintisi olmayan milletlerdeniz. İşte onların en son yıkıldığını söylediğimiz devletlerden birisidir Osmanlı İmparatorluğu.
Yıkılan devletlerin yanında hemen bir yenisini kurmuştur Türkler. Turancı, şair, yazar, tarihçi Nihal ATSIZ'ın görüşene göre Türklerde devlet hiç yıkılmamış isimleri değişmiştir yalnız. Çünkü yıkıldığını söylediğimiz ve yeni kurulduğunu iddia ettiğimiz devleti yıkılan devletin mensupları kuruyor. Hem öyle olduğunda Türk Milleti olarak bunca devlet kurmuş olmamız bize şunu da göstermiş olmaz mı bu kadar devleti kurmuşsunuz ama bunları yaşatamamışsınız? Bu haklı bir karşı çıkış olarak görülmektedir. Farklı coğrafyalarda da olsa aynı milletin devamı olarak var olagelmiştir Türk Milleti.
Biz eskiden Osmanlı İmparatorluğunu, Selçukluları Türk Devleti olarak kabul etmezdik yeni kurulan rejimin bekası için. Bir de herhalde Müslüman yönleri ağır bastığı için. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki İslam'ı kabul eden Türkler kendi öz varlıklarını koruyarak tarih sahnesinde varlıklarını güçlü bir şekilde sürdürmüşlerdir. İslam'ın dışındaki inançlara sapanlar asimile olmuş, yok olup gitmişlerdir.
Şimdi derenin altında çok sular aktı ve Cumhuriyet sağlam temellere oturduğuna inandı ve önceki mirası ret etmeyi bıraktı hatta daha da ileri giderek mirası sahiplendi. Bu mirasa sahip çıkmak bizi kendimize getirmekle eş anlam taşıyor. Geçmişiyle yüzleşen, günahıyla sevabıyla onu kabul eden bir anlayış kendine yeni fırsatlar bulacaktır bu coğrafyada. Şimdi işte bugün sene-i devriyesini yaşadığımız 5 Ekim 1908'de Bosna Hersek Osmanlı'dan ayrıldı. Günyüzü gördü mü Boşnaklar ve diğerleri? Bu konu yani Osmanlıya ihanet eden ya da ondan ayrılmayı kurtuluş zannedenlerin başına gelenleri inşallah ayrı bir yazıda yazmayı düşünüyorum. Bugün Osmanlının varisi olan Türkiye Cumhuriyetinden beklentilerin artması onun içindir. Babanızın, dedenizin çözdüğü çözmek zorunda olduğu sorunları siz çözeceksiniz devlet olarak.
Evet, belki Osmanlı sarayında doğan, dedesi 2. Abdülhamit Han'ın kucağında büyüyen son Osmanlı Şehzadesi olan Ertuğrul Osman OSMANOĞLU'nu uğurladık. Bununla Osmanlı bitti diyenler oldu. Osmanlı bize değişik zamanlarda bitti dediler ama demek ki bitmemiş. Mondros'la, Sevr ile Saltanatın kaldırılmasıyla, Hilafetin kaldırılmasıyla, Lozanla... yani her dönemde ölümünü ilan ettik ama öldüremedik. Şimdi sarayını ve terbiyesini gören son Şehzade ile bir kez daha bitirdik Mehmet Hoca'nın dediği gibi bizim eski devletimizi. Biz ne kadar kaçarsak kaçmaya çalışalım bu miras bizim. Dönüp de Osmanlı'nın dirilecek hali yok. Öyle çaba içerisinde olanda yok. Bu zamana kadar Osmanlı ailesinden kimse buna tevessül etmedi. Bundan sonra da olmayacak. Biliyorlar ki onlar Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı'nın devamı zaten. Cumhuriyeti kuranlar başka gezegenden değillerdi. Osmanlı mekteplerinde okuyan, o ülkenin evlatları kurdu Türkiye Cumhuriyetini.
Son Osmanlı Sarayında doğan şehzade Ertuğrul Efendi 12 yaşına kadar sarayda yaşamış ve 1924'te çıkarılan Hilafeti kaldıran yasa ile hanedan üyelerinin yurt dışına çıkarılmaları onlar için sürgün hayatını başlattı. 1974 çıkarılan af yasasıyla Osmanlı hanedanını erkek üyeleri de isterlerse aftan faydalanabilirler diye ibareye karşı Ertuğrul Efendi'' Biz hiçbir zaman kabahat işlemedik ki af isteyelim''diyerek bu meyandaki istekleri ret etmiştir. Başbakanın özel ilgi ve talimatıyla Türk vatandaşlığına alınmıştır. Vatandaşlığa alındıktan sonra duygularında değişiklik olup olmadığını soranlara:''Pasaport verilmeden de Türk'tüm, şimdi de Türk'üm ve Türk olarak öleceğim''diye yanıt vermesi kendilerine güvenin bir ibaresidir.
Vatan sevgisi ve son isteği memleketinde ölmekti ve isteği gerçekleşti. Hükümetin de Milletimiz adına vefa göstererek dedesi Abdülhamit Han'ın yanına defnine izin vermesi herkesi mutlu etmiştir. Cenazesine katılan kalabalık ve cemaatin yapısı adeta Türkiye'yi temsil ediyordu. Bir grup hariç Türkiye ecdadına sahip çıkmıştır. Namazını kıldıran Emrullah HATİPOĞLU Hocanın dediği gibi ''Merhuma hakkınızı helal ediyor musunuz yerine asıl onların haklarını helal etsinler'' demesi herhalde olayı özetlemiştir. Allah rahmet eylesin.