Değerli okurlar bu yazıda bir duygusallık, bir coşkunluk olduğunu baştan söyleyeyim. Başlığa bakıp kestirip de atanlar olacaktır biliyorum. Ancak hafta sonu iki güzel ve dopdolu gün yaşadığımız İstanbul gezisinin yansımalarını aktaracağım kendi duygu penceremden. Hepimiz biliyoruz ki masallar hayal ürünüdür. Biz de hafta sonu ancak masallarda yaşanabilecek ya da bizim olanaklarımıza göre masal olabilecek bir gerçek yaşadık. Hiçbir aksilik yaşamadan üstelik öyle bir şey ki bir önceki gün İstanbul'da şiddetli fırtına yaşanmıştı. Biz inince İstanbul'a sanki sonbahardan kalan bir ılık hava ile karşıladı bizi. Bizden sonra da yine fırtınalı bir gün yaşandı İstanbul'da. Bu ''kutsal belde''Of'un bir kerameti midir ne?
İstanbul öyle bir şehir ki bir nevi dünyanın kalbi sayılır. Uğruna ne şiirler, ne romanlar yazıldı. Ne savaşlar, ne aşklar yaşandı. Dünyada sayısız millet onun hayalini kurardı dün. Bugün de aynı şeylerin yaşandığına kuşku yok. Biz bir tökezleyelim, bir gücümüzü kaybedelim hemen kötü emeli olanlar planlarını ortaya koyarlar. Nasıl ki bazı makamlar için denir ya hiçbir faninin terk edemeyeceği makamdır. İşte İstanbul da öyle hiçbir fani ülkenin göz ardı edemeyeceği bir şehirdir. Bir de İstanbul bu ülkede yaşayan herkesin ikinci vatanı sayılır. Her şehirden, her bölgeden hatta her ülkeden insan var İstanbul'da. Bunun için küçük Türkiye ya da küçük dünya da denilebilir onun için.
Ben olayın haber boyutuna girmeyeceğim. Eminim ki Genel yayın Yönetmenimiz Yüksel Bey onun en ince ayrıntısına kadar haberini size sunacaktır. Gerçek haber içeriği ile okuyacaksınız. Benim anlattığım tamamen bizim üzerimizde bıraktığı etkidir.
Beni yakından tanıyanlar benim bu tür gezilere meraklı olduğumu çok yakinen bilirler. Gezi meraklısıyımdır. Üniversitedeyken de gezi organize edildiğinde listenin üst taraflarında yer alırdım çoğunlukla. Bu konuda Evliya çelebinin gördüğünün rivayet edildiği bir rüyayı çok önemserim. Evliya Çelebi rüyasında Resulullah Efendimizi (as) görür. Efendimize (as) şefaat ya Resulullah diyeceğine; seyahat ya Resulullah demiş Efendimiz de ''Şefaat etim, sıhhat ve selametle seyahat et.'' buyurduğu söylenir Evliya Çelebinin rüyasında. 24 Kasım Öğretmenler Günü programında Kaymakam Bey'in sürpriz diye beyan ettiği İstanbul gezisini duyunca içimde o ana kadar pek bir heyecan yok gibiydi. Ne zaman ki İstanbul seyahat programı ortaya çıktı işte o zaman heyecan duymaya başladım. Ancak bu zamana kadar kendimi hiç şanlı olarak görmedim. Çünkü hayatta hep kapıdan tam içeri girmeye ramak kalmışken geri döndüm. İsmimizin okunması ile büyük bir rahatlama yaşadım. Kırdık şeytanın bacağını dedim. Bir sorun vardı bu sefer hiç uçağa binmemiştim. Bir sıkıntı yaşar mıyım diye kendime sorun ediyordum. O sorunu da uçağa arkadaşlarla binince aştım. Sanki kırk yıllık uçağa binmiş gibi rahattım.
Bir arkadaşımız hariç hepimiz İstanbul'u görmüştük aslında. Nasıl görmüştük ama öylesine üstün körü işte. Fakat şu 2 gün tam anlamıyla dolu dolu, hiçbir boşluk yaşamadan geçti. Her şey birinci sınıf hazırlanmıştı. Uçaktan inince hazırda bekleyen otobüse binerek Çamlıca'ya çıktık. İstanbul'un eşiz silueti önümüzde güzel bir öğle yemeği yedik. Ardından Üsküdar'da bizim için özel olarak tutulan tekne ile unutulmayacak bir boğaz turu yaptık. Programın güzelliğine havanın güzelliği de eşlik etti. Bu mevsimde teknenin üzerinde boğazı temaşa ederek gezmek her kula nasip olmaz sanırım. Yıllarca yanından geçip de içini gezmeyi hayal ettiğim, kendisini gezemediğim Kızkulesi'ne çıktık. Oturup kahvemizi yudumladık. Şehre bir de denizin içinden atfı nazar eyledik. Oradan ayrılarak Tarabya'da kalacağımız otele eşyalarımızı yerleştirdik. Ardından akşam yemeği için otantik bir ortamda yemek gayet nezih bir akşam yemeği yedik. Burada yağan yağmur bile kimsenin yüzünü ekşitmedi. Katılanların sıcaklığı yağmuru ısıttı adeta. Otele dönmeden taksimi merak eden arkadaşlar için Taksim'e çıktık. Ardından otelimize döndük.
Sabah yeni bir gün yeni bir heyecanla kalktık. Hava akşamki yağmurunu unutmuş yeni bir fırsat sunmak için bizi bekliyordu adeta. Kahvaltıdan sonra çıkıp kaldığımız yerden devam ettik. Alışveriş merkezine uğradık. Ardından ecdadımızın bize bıraktığı yıllarca dünyanın siyasetine yön veren hatta dünya siyasetini yöneten Topkapı Sarayı'nı gezdik. Elbette ki medeniyetin büyüklüğü eserin de büyüklüğüne ve ihtişamına yansımış. Ardından İstanbul'un fethinin simgesi olan ve de asli fonksiyonundan uzak kalan Ayasofya Camii. Mimarisiyle herkesi büyüleyen 6 minareli Sultanahmet Camii. Bunca yorgunluktan sonra yeni ve mükemmel bir şark sofrasında öğle yemeğini yedik. Tekrar dönüş yolunda alışveriş merkezine uğradık. Ardından havaalanına oradan da Trabzon'a döndük. Trabzon'dan Of'a gelince Of'ta bütün arkadaşlar evlerine teslim edildi.
Kim ne derse desin yapılan işi takdir etmek ona teşekkür etmek erdemliliktir. Biz toplum olarak yapılan bir güzelliği takdir edip, teşekkür etmeyi farklı alanlara çekiyoruz. Of her şeyiyle farklı olduğunu fark ettirdi. Farklı olmasaydı Tuncay SONEL gibi bir kaymakamı olmazdı. Marka Of'un marka kaymakamı olduğunu ilk günden göstermişti zaten. Göstermeye devam ediyor. Öyle bir organizasyon hazırlattı ki tek kelimeyle kusursuzdu. 24 şanslı arkadaşımızın ve onların nazarında tüm öğretmen arkadaşlarımızın gönlünü etti. Programın hiçbir yerinde kimsede bir huzursuzluk ve memnuniyetsizlik yaşanmadı. Tam bir uyum içinde gerçekleşti seyahat. Hatta bazen arkadaşlarla nazar değecek diye espriler yaptık. İnanıyorum ki bu kıt imkânlara sahip eğitim çalışanlarına yapılan bu jest onların çalışma azim ve motivasyonlarını artıracaktır. Bu gezinin aksamadan sıcak, samimi ve eksiksiz olmasında emeği geçen Kaymakamlık Özel kalemi Nihat Beye teşekkürü de bir borç biliyorum. Yine bu seyahatte bizimle olan Milli Eğitim şube Müdürü İdris Beye de herkese gösterdiği yakın alakadan dolayı teşekkür ediyorum. Servis Şoförümüz Mustafa Bey iki gün boyunca geç saatlere kadar hiç olumsuzluk yaşamadan ve yaşatmadan bizlere hizmet verdi. Ona da teşekkür ediyorum. Tekne seyahatini yöneten güler yüzlü, esprili Sinan Beye, Çamlıca'da bize katılan Mehmet Beye, Şark Sofrası sahipleri Ramazan Beye, Ziya beye teşekkür ediyorum. Teşekkürlerin en büyüğü tabi ki Kaymakam Beyedir. O sadece proje üretmiyor. Ürettiklerini de hayata geçiriyor. Daha önceki yazılarımda söyledim yine söylüyorum umarım Of Tuncay SONEL'den gerektiği kadar yararlanır. Kuş uçtu uçacak gibi geliyor...