Bir yarıyıl daha sona eriyor. Herkes bir mola vererek yeni ve daha hazır bir şekilde ikinci döneme başlayacak. İkinci dönem herkes için daha hızlı ve yorucu geçeceğini çok iyi biliyoruz Çünkü ikinci dönem sınav dönemi desek pek de abartmış olmayız Bu nedenle ikinci dönem öncesi ufak bir mola ya da soluklanma herkese iyi gelecek. Ya da eksiklerini gözden geçirmek için bir muhasebe olacaktır.
Günahıyla sevabıyla birinci dönemi bitiyor. Bazı ufak tefek sorunlar yaşandıysa da genel olarak sorunsuz bir dönem oldu bu geçirdiğimiz birinci kanaat dönemi. Ancak temelde yaptığımız bazı yanlışlar gittikçe artarak devam ediyor. Sadece sınav başarısına odaklanan bir eğitime doğru gidiliyor. Milli eğitimde asıl olmazsa olmaz olan eğitim yönünü arkalara iterek bu iş kotarılmaya çalışılıyor. Herkes kendince sınavlarda belli bir derece yaparak belli yerlerde tutunmak istiyor. Bu ise asıl geride kalan büyük kısmın ihmal edilmesine ve yarının toplumunu oluşturacak sorunlu insanların doğmasına neden olacaktır.
Tabi ki herkes okuyacak; öğretmen, mühendis, avukat, hâkim, doktor, kaymakam, vali... olacak değildir. Öyle olsa diğer hizmetleri kim yapacak. Fırıncı, berber, boyacı, tamirci vs. bunların hepsine ihtiyaç vardır elbette. Ancak her meslekten mesleğini en iyi yapan ve mesleğini seven insan olması en az diğer meslekler kadar önemlidir. Ülke genelinde yaşanan olaylarda klasik haline gelen ''eğitim şart'' sözü gerçek manada toplum için bir zarurettir. Hırsızlığı da, arsızlığı da her türlü namussuzluğu da eğitim yoluyla aşabilirsiniz ancak.
Toplumun değerlerine saygılı, karşısındakinin hakkını gözeten, farklılıkları ayrılık ve kavga konusu yapmayan, barış içerisinde yaşayabilecek bir toplum yine eğitimle mümkün olacaktır. Elbette eğitimde sadece işin maddi boyutu ele alınmamalıdır. Manevi boyutu eksik olan bir eğitimde; herkese de eğitim verseniz yani herkese de eğilseniz sağlıklı bir toplum yetiştiremezsiniz.
Empati geliştirebilen bir anlayışı eğitimin merkezine yerleştirmeliyiz. Yani kendini başkasının yerine koyabilme becerisi geliştiren bir toplum oluşturmak istiyorsak bu şarttır. Kafasını yardığı kişinin acısını duyabilen bir kişi o eylemi yapabilir mi? Parasını çaldığı kişinin bu paraya ne kadar gereksinimi olduğunu düşünmesi, aynı durumda kendisinin olduğunu bir an düşünmesi bu hataları yaptırır mı insana? Veya solunum cihazına bağlı olan bir bebeğin solunum cihazını almanın ona yapacağı etkiyi vicdanında hisseden biri onu almaya yeltenir mi? İyi ya da kötü bir iş yaptığında bu bana yapılsa ben ne hissederim diye düşünmeyi verebilmeliyiz yetiştirdiklerimize. Sadece vermek değil onlara hayat prensibi olarak karakterlerinde önemli mihenk taşı haline getirmeliyiz. Ailelileri bundan beri tutamayız tabi ki. Onlarsız yaptığımız her iyi şey eksik demektir.
Bunu söylerken sınavlar ölçme araçları olarak elbette devam edecektir. Bunca genç nüfusa sahip olan bir ülke bu tür sınavlarla akademik yönden başarılıyı başarısızdan ayırmak için yapılacaktır. Her ne kadar eşitsizlik içinde eşitlik sağlasa da. Önemli olan biri diğerinin aleyhinde eşitsizlik oluşturmaması gerekir. Ülkenin gerçeklerini göz önünde tutulduğunda yüksek öğrenime gidenlerin sayısı genel ortalamanın çok altında olduğuna göre iyi vatandaşlar yetiştirmek için eğitime vereceğimiz önem en az akademik başarıyı artırmak için gösterdiğimiz değer kadar olmalıdır. Sonuçta sokaklarda, evlerde her nerede olursa olsun yaşanılan her olumsuzluktan kendimizi sorumlu olarak görmeliyiz eğitimci olarak. Ha bu arada her akademik başarılı olan iyi bir toplumsal ve ahlaki terbiye almış olarak da söyleyemeyiz. Bilgisiyle banka hesapları nereye koyacağız o zaman? Ya da insanları topyekûn öldüren kimyasal silahları yapanlar için ne söyleyeceğiz? Bu ve bunun gibiler için de eğitim şart diyorum. Çünkü sadece öğretim başarısına sahip de ondan.
On yedi günlük bir tatil az bir tatil değildir. Bir şekilde bu geçecektir. Tıpkı daha öncekilerin geçtiği gibi. Öncelikle tatil için bir planız olmalıdır. Dersler için genel bir tekrar yapılmalıdır. Herkesin kendi bünyesine ve derslere göre bir soru çözme adedi olmalıdır. Tabi ki en büyük eksiğimiz olan anlama ve ifade becerisini geliştirme adına mutlaka olmazsa olmazlardan biri de kitap okumak olmalıdır. Bunların yanında planlarını bozmayacak yakın çevre gezileri de ortam değişikliği adına yapılması faydalı olur kanımca. Fakat şunlar olmamalıdır. Televizyon başında, internetin karşısında, sokakların ortasında derslere ve kitaplara küs bir tatil olmamalıdır. Bu duygularla bütün öğrencilerimize iyi geçirecekleri ve mutlu olacakları kazasız ve belasız bir tatil diliyorum.