''Ülkenin ücra köşelerinde bütün kış hizmet ederek yorgun düşen öğretmenlerin çoğu aslında mesleklerinden memnun değillerdi.Kurslara isteksize katılıyorlardı. Hatta bazıları ''bu kurslar nerden çıktı başımıza ?Öğretmeni eğitmeye kalkmak da neyin nesi ?'' diyerek sitem ediyorlardı.''
''En yetenekli memurlar merkeze ve gözde şehirlere tayin ediliyor,uzaklara ve taşraya ise memur sınıfının artıklarlarını ya da toplumun düşkünleri gönderiliyordu. Bir iş için müracaat edenler saatlerce bekletilirdi. Odacılar bile halka bağırıp çağırıyordu. Kurumlara müracaat eden kişi daha ağzını açmadan ''bugün meşgulüm yarın gel'' cevabını alırdı.''
''Henüz kültür ve medeniyet alanında ilerleyememiş milletler de İngilizlerin komik ve zararlı alışkanlıklarını alarak,İngiliz toplumunun kötü birer kopyası durumuna düştüler. Durumu iyi olanlar sodayla viski içmeye, İngiliz modasına göre giyinmeye ve saçlarına onlar gibi şekil vermeye başladılar.''
''Köylüler hep aynı elbiseyle çalışır,yemek yer ve yatarlar.Yıllarca banyo yapmazlar.Çamaşır yıkama alışkanlıkları da yok.Üst başları bit ve böceklerle doludur.Mesela bir köy evine girersiniz.Üç çocuk kuru toprak üzerinde kızıl hastalığından can çekişiyor.Onların arasında anne yeni doğurduğu çocuğun ağrıları ile inliyor.Sarhoş baba ise bir kenarda oturmuş ....''
Yukarıdaki satırlar Grigory Petrov'un 1928 yılında Türkçeye çevrilen 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'' adlı kitabından alınmıştır. Bir zamanların Fin ülkesini anlatmaktadır.
Bugün Finlandiya dünyanın gelir dağılımında dünyanın en önde gelen ülkelerinden biri, müreffeh bir toplum olmuşlardır. Ama bütün Avrupa gibi çok çekmişler. Kitabı ikinci kez okudum. Ve onların yüz -yüz elli yıl önceki hallerinin bize ne kadar benzediğini gördüm. Sadece öğretmenleri veya memurlar anlatmıyor, din adamlarından askerlere, doktorlara kadar tespitler yapıyor. Sanki şimdilerdeki bizi anlatıyor.
Ülkemizde kütüphane sayısı 1400 küsur iken 570.000 kahvehane var.
Ülkemizde dergi okuma oranı yüzde 4, kitap okuma oranı yüzde 4,5, gazete okuma oranı yüzde 22, radyo dinleme oranı yüzde 25, televizyon izleme oranı yüzde 94 olmuş.
Üç yılda içki tüketimini 300 milyon lt arttırarak, 1.1 milyar litreye ulaşmış.İçkiden kaynaklanan suç oranları hızla artmış.
Genelev patroniçesinin uzun yıllar vergi rekortmeni olduğu bir ülke burası.
On milyon işsizin olduğu ülkede her yıl yurt dışından 14 milyar liralık lüks tüketim malları ithal edilmektedir.
Gelir dağılımı adaletsizliğinde dünyada derece yapıyoruz.
Terör, asker sivil ilişkileri, yargı gibi konjektürel meselelerimizi ve açmazlarımızı size bırakıyorum.
Ülkemizde maalesef her şey para kazanmaya, üstelik çalışmadan kısa sürede kazanmaya endekslenmiş durumda. Köşe dönücülük aldı başını gitti. Dünyada şans oyunlarının en fazla oynandığı üstelik devlet eliyle oynandığı bir ülke burası.
''Devlet malını deniz yemeyen keriz'' sözü bir millet tarihi için en büyük utanç kaynağı iken genel kabul görüyorsa vay halimize.
Kitapta da anlatıldığı gibi Finlandiya insanların pek çoğunun kör cahil olduğu, fareler gibi yaşadığı bir ülke iken dünyanın en müreffeh toplumlarından biri haline geldi. Bu müthiş bir devrimdi. Yani gerçek bir devrimin hikâyesidir bu. Özü de dört kelimedir.
Vatanseverlik idealizmi, bilgi paylaşımı, erdem ve çalışmak.
Bu düsturlar bizi de başarıya taşır. Ama bize yetmez. Çünkü biz Finlandiya gibi kendi halinde küçük bir millet değiliz. Biz tarihi sürükleyen damarlarında üç kıtanın nehirleri akan dev bir milletin misyonunu taşımaktayız. Onun için işimiz daha zor.
Bu gaflet hali,bu zelillik, bu sefillik yeter artık. Biz bu değiliz, bize yakışmıyor bu hal.Yine kitapta geçen çok güzel bir söz var:''Büyük gemiler büyük seferler yaparlar.'' diye.
İlk yapacağımız şey okumak, aydınlanmak. En büyük kötülüğün cehalet olduğunu unutmamak lazım.Kapatalım televizyonu, şu aptal kutusunu kaldıralım.Okumayla başlayalım. Mesela bu kitapla başlayalım.''Beyaz zambaklar ülkesinde'' yi okuyalım. Ülkemizi kırmızı güller ülkesine çevirelim. Hadi artık dostlar. Bir şey yapalım.
Yetişir artık bu sefalet. Başlasın artık büyük sefer. Başlasın artık.