KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

Ağır gelen bir tarih

01 Kasım 2006 Çarşamba


“Üste mavi gök, altta yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerinde ecdadım Bumin Kağan, İstemi Kağan oturmuş, Oturarak Türk milletinin ilini töresini tutu vermiş, düzenleyi vermiş”.

Bilinen iki bin yıllık bir Türk tarihi var. Bu iki bin yıllık tarih içerisinde çok parlak zamanlar yaşandığı gibi Türk ulusunun yok olma aşamasına geldiği dönemlerde yok değil. Bu süre zarfında Çin denizinden Manş denizine, Hind okyanusundan Kuzey Buz Denizine kadar çok büyük bir coğrafyada söz sahibi olunmuştur. Nüfus olarak bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış ve varlıklarını bir şekilde devam eden başka bir millet yoktur. Bu yayılışın çeşitli sebepleri vardır elbet. Göçebelik, iç savaşlar, Çin baskısı, kuraklık v.s ama bütün bunlardan daha önemlisi bir tanesi vardır ki gittiğimiz yerlerde niçin hâkim güç olduğumuzun da cevabıdır. O da “ Nizam-ı Âlem” veya “Kızıl Elma” düşüncesidir. Ha! Sakın burada herhangi bir siyasi doktrinin reklâmını yaptığım düşünülmesin. (Her bir siyasi anlayışın tarihimizle ilgili bir şeylere sahip çıktığı ve onun bezirgânlığını yaptığı bir dönemin zorluklarını bilmeme rağmen, bir ferdi olmaktan gurur duyduğum kendi milletime ait değerleri kimselere bırakmaya da niyetim yoktur.)

Yukarıda Bilge Kağan’ın sözlerinden de anlaşılacağı gibi, insanlığı yönetme, âleme nizam verme, dünyayı düzene sokma, adaleti sağlama ve muhafaza etme düşüncesi Türk hâkimiyet anlayışının temelini oluşturmuştur.(Bu konuda örnek isteyen hemşerimiz Prof. Dr. Osman TURAN’ın “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi” adlı kitabına bakabilir)Bu tanrının Türklere verdiği görev olarak kabul edilmiştir. Kim ne derse desin, hangi aydın (!) nerede ne yumurtlarsa yumurtlasın, iki bin yıl hükmettiğimiz bu dünyada hep adalet sağladık, kendimizi kırdık – yaktık eli iyi yaşattık. Onlar zengin oldu biz fakir düştük. Bugün dünyanın jandarmalığına kalkanların çirkin yüzleri bu kadar ortada iken halen kendi tarihine burun kıvıranların mahlûkların kimin uzantıları oldukları ortadadır.

Allah biliyor ya moralimin bozulduğu zamanlar oldu ama gelecekle ilgili asla ümitsiz olmadım. Moğolların ve Yunanlıların Anadolu’yu işgalleri zamanında daha da kötü zamanlar yaşadığımız için bunlarında geçeceğinden emindim. Çünkü biliyorum ki milletler parasızlıktan çökmezler. Ancak şahit olduğum bir olay ve son zamanlarda gençlerimizin ortaya koydukları durum beni endişeye sevk etmektedir.

Trabzon Fen Lisesi Türkiye’nin başarılı okulları arasındadır. Yüz binlerce öğrenci arasından her sene imtihanı kazanan doksan altı tanesini alır. Ve öğrencilerinin çoğu zekâ ve teşebbüs güçleri ile temayüz etmiş Karadenizli çocuklardır. Öğrencilerimiz her sene ülkemizin en önemli üniversitelerinin en önemli bölümlerini kazanırlar. Hani Türkiye’nin geleceği gençler denir ya, işte bizimkiler gerçekten ülkemizin gelecekleri. Geçtiğimiz hafta okul müdürü öğrencilere yaptığı konuşmasında birkaç kere “Sizler bu dünyayı yönetecek insanlarsınız” tabirini kullandı. Konuşma bitti öğrenciler sınıflarına gittiler. Nöbetçi idareci olarak koridorda dolaşırken bir sınıftan öğrencilerin “Sen dünyayı yönetecek adamsın, sen büyük adamsın, sen şusun sen busun” diyerek bir birleri ile dalga geçtiklerini; bu sözü alay konusu yaptıklarını gördüm. Sınıfa girdim. Öğrencilere “Siz bu dünyayı yönetemeyeceksiniz de kim yönetecek, coni mi, hans mı? İki bin yıl bu dünyaya hükmetmiş bir ırkın çocukları sizler misiniz? Belki bugünkü ortam buna müsait değil, peki içimizde ukde de mi olmaz, ağzımız da mı sulanmaz, en azından ataya saygı olarak susmak gerekmez mi, bunla dalga geçilir mi?” diyerek sınıftan çıktım. Ama içimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Çocuklara mı kızdım kendime mi anlamış değilim. Cebini doldurmaktan başka hedefi olmayan bu nesiller kimin eseri? İnsanlar hayal ettiğince yaşarmış, milletlerde öyle her milletin bir hayali var. Bizim ki ne? Herkesin elinde bir harita var, Amerikalısının, Avrupalısının, Ermeni'sinin, Kürd'ünün, Yahudi'sinin, benim gönlüme sınırlar koyan kim?
Elbette ele kılıç alıp dünyaya saldıracak halimiz yok. Ama var olduğumuzu, piyon olmadığımızı, kendi dibimizdeki bir meseleyi çözebileceğimizi, bize bel bağlayan nice milletin hakkını savunabileceğimizi, buna muktedir olduğumuzu hissettiremez miyiz? Mankurt (Benliği olmayan, geçmişini unutan) nesil isteyenler hedeflerine varmak üzereler herhalde.

Kahramanlıklarla dolu büyük geçmişi bir millete ağır gelmeye başlamışsa vay o milletin haline…

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 1.576
YORUMLAR (2)
akyildiz_61
(21 Şubat 2008 Perşembe - 19:09)
hocam milleyetcilik siyasetmidir ki..... her türk milliyetci olamalı bence .hocam birde türk tarihi 2000 yıllık degil yaklaşık 7000 bin yıllık dır... son araştırmalarda orhun abidelerinden yola cıkarak kültikinin hazinesini ve karısının mezarını buldular... türk bilim atamlarından oluşan yüz kişilik bir ekip araştırıyor h.z. nuha kadar dayandıgını söylüyorlar.zekeriya akyıldız
rabdik
(01 Kasım 2006 Çarşamba - 18:06)
Yazınızda ,trabzon fen lisesi sayılı okullar arasındadır başarı dalında diyorsunuz.Peki başarıyı sadece iyi bir üniversiteye indekslemek doğrumudur hocam? Evet kafalar iyi çalışıyor olabilir?
İyi biryerlerede gelinilebilir?Ama vatanına,tarihine,bayrağına sahip çıkmıyorsa,başarı bunun neesindedir!!!.Bir tarafta okumamış ama ,herşeyine sahip çıkan bir insan var.Öte tarafta okumuş ama,herşeyin para mülk olduğuna inanan biri var.Peki bana lütfen açıklarmısınız? bu iki kişi arasında kim başarılıdır...
hocam tarihimiz bize ağır gelmiyor? zatan tarihimizi bilmiyoruzki?
saygılarımla rukiye abdik
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş