KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

Beyazlar ve siyahlar 1

14 Mayıs 2007 Pazartesi


Eski mısırdan kalma belgelerde bir kısım kadınlar ve erkekler diğer insanlara oranla daha beyaz renkte resmedilmişlerdir. Kadınların dışarıda çalışmadıkları, evden dışarı fazla çıkmadıkları, yönetici sınıfındaki erkeklerin de iş gereği binalarda çalıştıkları düşünüldüğünde resimlerdeki doğruluk payını anlayabiliriz. Ancak kazın ayağı öyle değil. Resimlerde beyaz ten üst sınıf ve asalet belirtisi olarak simgelenmiştir. Sadece Mısır’da değil eski Yunan ve Roma’da da aynı anlayış hakimdi. Sırf ten renkleri farlı diye insanları aşağılayan anlayışın temelleri ta buralara kadar uzanmaktadır.
Yıl boyu kızgın güneşin altında çalışmaktan dolayı esmerleşen çehrelerle, bunların ortaya koyduğu emeği sömüren çehreler arasında fark olmalıydı. Bu da ten rengi olarak kabul edildi. Beyaz ten asalet göstergesi olarak ortaya çıktı. Avrupalı asil kadın ve erkekler beyaz bir çehre için çeşitli sağlığa zararlı şeyler yedikleri için sık sık hastalandılar. Başlarına beyaz peruklar taktılar, kendilerini pudraladılar. Böylece ‘Beyaz Avrupalılar-Amerikalılar” doğdu.
Beyazlar her zaman en iyiyi bildiler, en iyiyi yiyip içtiler, en iyi yerlerde yaşadılar. Kendi ülkülerine tanrısallık katıp, halkı da inandırıp-uyuttular. Hiristayanlık mistisizmi ile insanları açlığa ve sefilliğe iman ettirdiler. Kendi halklarını koyun sürüsü gibi görüp, bir oyana bir bu yana sürdüler.
Zavallı koyun sürüsü kurdu o besledi, çoban köpeğini o besledi çobanı da o besledi…
Tarımdaki gelişmeler temel besin maddesi olan buğdayda devrime sebep oldu. Beyaz buğday üretildi. Kara buğday yiyenler beyazlar için beyaz buğday ürettiler. Ama kendilerinin yemelerine asla izin verilmedi.1980’lere kadar Anadolu köylüsü beyaz buğdayı rüyasında görse hattimemi diye haya ederdi.

Bu süreç Türk tarihinde daha farklı yaşandı. Göçebe topluluklar da sınıf farkları pek olmaz. Sınıflar daha çok tarımsal toplumlar için geçerlidir. Türkler bulduklarında buğdayın karasına da beyazını da beraber yediler. Aynı güneşin altında bey ve boy aynı oranta yandılar. Antropolojide Türk tipi için “buğday beniz” tanımı yapılır.

Türklerde yerleşik hayata geçme süreci Osmanlı İmparatorluğu zamanında tamamlanmıştır. Osmanlının getirmiş olduğu mutlak merkeziyetci yapı, devşirmelerden oluşan kapıkulu sistemi ve müsadere usülü beyaz Türklerin doğmasını engelledi. Ancak Anadolu Türk tarihinin son iki yüzyıllık sürecinde herkesin bildiği değişiklikler yaşanmış, Osmanlı bitmiş yerine Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Özellikle Osmanlının son yüzyılında bozulan toprak sistemi ağazadeleri, kapıkulu sisteminin çöküşü beyzadeleri-paşazadeler, din eğitimindeki sapmalar beşik ulemalarını, köyden şehire göç yeni gelenlere karşı burun kıvıran bir şehirli- esnaf sınıfını doğurdu. Bu beyaz Türklerin doğuşu anlamına da geliyordu. Aslında Osmanlı ya hep açtı, ya hep toktu. Bu süreç işleri tıkırında azınlık ve işleri sıkıntılı çoğunluğun derin çelişkisini de beraberinde getirdi. İşleri yolunda, sırtları pek , karınları tok, iyi eğitimli sınıf köylüyü köyünde iken onu küçümsemekle birlikte üstü ile başı ile kılığı kıyafeti ve bütün değerleri ile kabul etti. Ne zamanki bu bağrı gibi yüzü de yanık, kara oğlanlar kara kızlar şehire indiler. O zaman kıyamet koptu. Beyaz Türk bunu bir tehdit olarak algıladı. Bence bütün konjektürel sıkıntının temalinde bu var.

Oysa bugün dünyada, özellikle de Avrupa da tarım toplumu çoktan gerilerde kaldı, sanayi toplumu sürecini atlatan Avrupa bilgi toplumu aşamasında. Ve avrupa ‘da artık herkes beyaz. En azından hukuksal açıdan bu böyle ve en lanetli suç olarak ırkçılık ve tensel farklılığa vurgu yapmak olarak kabul ediliyor.

Devam edecek...


DİĞER YAZILARI
Gösterim : 405
YORUMLAR (0)

Yorum Ekle...  (üyelik gerektirmez)

| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2003 - 2008 | Tüm Hakları Saklıdır