SPORCA
Spor Yazarı
Bölgemizin geleceği üzerine...28 Mayıs 2008 ÇarşambaEkonomik anlamda dar boğazın yaşandığı dünyada bölgemizin ve bizlerin geleceği üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum...Bölgemizin geleceği ne olacak? Defalarca sorulan bu soruya doğru dürüst bir cevap verildiğini duyamadık bir türlü. Ekonomi, dünya genelinde sıkıntılı bir süreçten geçiyor. Bu sıkıntılar ülkemizde de aşırı derecede hissedilir durumda. Peki ya bölgemiz? Çocukluğumuzdan başlarız büyük hayaller kurmaya. Hayallerimizin geneli hep zengin olmak üzerinedir. Yani kısa yoldan parayı kazanabilecek hayaller kurarız. Çocuklara sorulan “büyüyünce ne olacaksın” sorularının yanıtı bizim dönemimizde büyük oranla “doktor olacağım” cevabı olurdu. Neden doktor? Çünkü doktorlar çok para kazanır. Doktorluğun ne olduğunu bile doğru dürüst bilemeyen çocuklar, ailelerinin yönlendirmeleri ile doktor olma hevesiyle başlarlar düş kurmaya. Sonra sınıflar ilerledikçe bu işin o kadar kolay olmadığı anlaşılıyor tabi… ve sınavdan sonra rastgele tercihlerle şans eseri okunan bölümlerle zengin olma hedeflerine ulaşılamıyor. Çocuklara sorulan “büyüyünce ne olacaksın” sorularına verilen cevaplarda “iş adamı olacağım” cevabına pek rastlamayız. Neden acaba? Neden Devlet işi her zaman cazip gelir bize? Standart maaşla ay sonunu beklemek ne kadar mantıklı acaba? Ben çalışmayı üretmeyi seven bir insansam neden yatan ve hiçbir şey üretmeyen insanla aynı ücreti alayım? Neden iş kurup insanlara iş vermeyi, ekmek vermeyi çocukluktan beyinlerimize kazımıyoruz? Bölgemizdeki iş alanlarına bakıyorum çay, çay, çay… Çay dışında ekonomik değerimiz var mı? Elbette yok. Peki, Mayıs ve Eylül arasındaki 4-5 aylık sürecin dışında bölgemizde bir şey var mı? Maalesef hayır… Rize’de kurulu olan Çaykur’un Çay Paketleme fabrikası bile bölge dışında kurulmuştur. Zaten iş alanı olarak dar olan bölgeden bir iş sahası daha bu şekilde kaçırılmıştır. Ne yapmak gerekiyor? Yılın 7-8 ayında insanları bu bölgede tutabilecek bir şeyler olmalı ama ne? Tarım çay dışında zaten yok. Hayvancılık desen artık insanlar kendi süt ihtiyacı için bile inek beslemiyorlar. Bırakın bizim bölgeyi geçen hafta tatil dönüşü Akşehir’e 10 km mesafede görev yapan kardeşime uğramıştım. Halkla sohbet ederken sordum geçim kaynaklarınız ne diye. Konya’da okuduğumuzdan bölgeye yabancı değildik ama aradan geçen yıllar onları da değiştirmişti. Hayvancılık var mı soruma bakımı ağır artık kimse de yok cevabını aldım. Yani hayvancılığın yapılabileceği en rahat yerlerde bile artık hayvancılık yok olmuş durumda. Bölgede yeni iş sahaları gerekiyor evet bunda hemfikiriz ama nasıl bir iş sahası? Geçen haftaki yazımdan hatırlayacaksınız. Tatil maceralarımızdan bahsetmiştik birazcık. Tatil boyunca ve dönüş yolculuğunda çok şey düşündüm. Tatil denince aklımıza ne geliyor? Elbette Akdeniz geliyor, Antalya ve Bodrum geliyor. Hadi biraz da Ege olsun, Kuşadası olsun. Tatil için en önemli unsurlar deniz, kum ve güneş diye lanse edilir. Peki, gerçekten öylemi acaba? Kesinlikle hayır. Birçok defa seminer nedeniyle Antalya’nın çeşitli tatil beldelerinde bulundum. Kuşadası’nda bulundum. Son olarak ta Bodrum’daydık. Gördüğüm durum şu. Deniz, kum ve güneş diye Ege ve Akdeniz’e tatile giden insanlar aslında sadece 5 yıldızlı otellere gidiyorlar. Her türlü imkanın sunulduğu otellerde sadece güneş dışardan ithal. Deniz ve kumsalı ise arayıp soran yok. Havuza girip şenglozonlara uzanmak yetiyor. Yemek içmek her şey otel içinde. Havuzdan çıkıp şenglozonlara uzanınca seyredebileceğiniz manzara ise kupkuru dağlar. Aslında bu tatilin Konya ya da Afyon’da yapılması ile Bodrum’da yapılmasının hiçbir farkı yok. Peki, neden bu insanlar hala tatillerini Ege ve Akdeniz’in kuru dağlarını seyrederek geçiriyorlar? Çünkü alternatifleri yok Hayır, aslında alternatifleri çok ta o imkânı ve seçeneği hem onlara hem de kendimize vermiyoruz. Geçen hafta Belediyeler Birliğimizin bölgemizde semineri vardı. Birliğin fahri görevlisi olarak akşamları ve hafta sonları bizler de seminere katılanları yalnız bırakmadık. Uzungöl ve Sümela gezilerinde onlarla birlikte olduk. Seminer hazırlık aşamasından itibaren katılımcı arkadaşlar semineri duyunca katılabilmek için özel çaba sarf ettiler. Gezi esnasında doğanın güzelliğine ve yeşilliğe, ağaçlarla kaplı dağlarımıza hayran kaldılar. Onlar o heyecanı yaşarken benim bir hafta önce Bodrum’da yaşadığım heyecansızlık aklıma geldi. Ve kendi kendime bu insanlar bu bölgeye bugüne kadar neden gelememiş diye sordum? Eksiklik hemen göze çarpıyor. Otellerrrrr... Evet, 5 yıldızlı otellerimiz eksik bizim. Uçak ise uçak. Havaalanına ortalama bir saat her yer. 5 yıldızlı otel olunca zaten deniz ve kumsala gerek yok. Bir haftalık tatilde bir gün Ayder, bir gün Sümela, bir gün Uzungöl’ü gezen insan herhalde Haziran, Temmuz, Ağustos aylarında da 5 yıldızlı otelin havuzuna girecek 1-2 günlük güneşi de bulur. Fazla uzattığımın farkındayım netice itibari ile anlatmak istediğim şudur. Bölgemizin geleceği Turizmdir. Karadeniz Sahil yolunun tamamlanması ile 850 km’lik Of Ankara yolu hız limitleri dahilinde maksimum 10 saattir. İstanbul Of ise 15 saat civarında. Artık herkesin altında arabası var ve tatillere çok rahat çıkabilecek ekonomileri var her ne kadar dünya da ekonomi kötüye gidiyor olsa da. Bizlere düşen görev Bor’un pazarı geçmeden hızlı bir şekilde Turizm tesislerine ağırlık vermektir. Yapılacak olan 5 yıldızlı birkaç otel sayesinde bölgemiz çok kısa bir süre sonra Avrupa standartları üzerinden bir yaşam kalitesine kavuşabilir. Ama maalesef bizim insanımız bunu beceremiyor. Bu yatırımı yapabilecek o kadar çok hemşerimiz var ki. Son bir not daha yine birliğin bir toplantısı için rahat bir ortamda yemek yiyip horon oynanabilecek 200 kişilik bir salon bulamadık. Uluslararası hava alanı sayesinde Türkiye’nin en uzak noktasına 90 dakika olan Trabzon, bu eksiklikleri sayesinde çok şey kaybediyor. Keşke imkanım olsa da şehrin biraz dışında 5 yıldızlı bir tesis inşa etmeye hemen başlayabilsem. Saygıdeğer büyüklerim sevgili işadamlarım, gelin şu bölgenin geleceğine bir el atın, hem siz kazanın hem de bölge kazansın... İnanıyorum ki 5 yıl sonra bölgeyi tanımayacaksınız... |
DİĞER YAZILARI
|
mustafaturker
ziyaretci
ziyaretci