SPORCA
Spor Yazarı
Bulvar, otopark olmalı21 Temmuz 2008 PazartesiGeçen haftaya damgasını vuran genel ve yerel olayları kısa kısa yorumlarla siz değerli okuyucularımıza aktarmaya çalışacağım. Şimdiden mutlu bir hafta diliyorum.Malum bugünlerde ülke iki noktaya odaklanmış durumda. Birincisi Ak Parti kapatılacak mı?, diğeri ise Ergenekon'da sonuç ne olacak? Bizlerde gazeteci grubuna dahil olduğumuzdan bulunduğumuz ortamlarda bizlerin de fikri soruluyor zaman zaman. Ülke gündemine çok fazla değinmek istemiyorum. Ama bazen de haddimizi aşıyoruz. ''Bizden daha büyük gazetelerde yazan, daha iri, daha yapılı gazetecilerimiz varken Of'tan kalkıp ta Türkiye'yi yorumlamak ne kadar doğru oluyor acaba'' diye düşünmeden edemiyorum. Evet, bazen bu saygısızlığı yapıyoruz. Ama napalım kendimize hakim olamıyoruz. Cuma akşamı mesai çıkışı arkadaşlarla oturup gündem üzerine sohbet ettik biraz. Elbette Of'tan ve bölgemizden de bahsettik ama ana mevzu ülke gündemi etrafında döndü. Herkes bir adım geri attı! Fikirlerimizi aktarırken TOBB Başkanı'nın bir süre önce Hükümet-Asker-Muhalefet sataşmalarında ortaya attığı fikir geldi aklıma. ''Herkes bir adım geri atsın'' fikri bugün uygulamaya kondu. Uzatmadan şu sonucu ifade etmek istiyorum. Ak Parti Kapatılmayacak, Ergenekon'a noktalı virgül Ak Parti kapatılmayacak. Ergenekon'a da noktalı virgül konulacak. Eruygur ve Tolon belki bir süre sonra tahliye bile edilebilir. Elbette tam tersi de olabilir. Bu sadece benim fikrim. Kandoğan ve Koltuklarım Önceki gece Denizli eski Milletvekili Ümmet Kandoğan'ın demecini okurken önceki hafta yazmış olduğum Ergenekon ile ilgili yazım geldi aklıma. Ne yalan söyleyeyim azıcık da koltuklarım kabarmadı değil. Kandoğan mealen şöyle diyordu. ''22 Temmuz öncesi bizi kandırdılar Mumucu'ya ve Ağar'a o kadar söylememe rağmen bu tuzağa düştüler'' İşte bende O yazımda Sinan Aygün ile ilgili bahsetmiş olduğum cümlemde buna değinmiştim. Koltuklarımın kabarması ise 6 Temmuz'da Of'tan görüp kaleme alabildiğimiz yorumun ve ince bir detayın 19 Temmuz'da ulusal medya tarafından gündeme getirilmesiydi. Bu da şunu gösteriyor. Ülke gündemini takip edip yorumlamak için Ankara, ya da İstanbul'da olmak gerekmiyor. Tek yapmanız gereken şey, magazin programlarını bırakıp, haber ve tartışma programlarını seyretmektir. Ha unutmadan o yazımıza sitede yorum yazan bir arkadaşımız ''hayali senaryolarla uğraşacağına sen en iyisi spor yazmaya devam et'' anlamında bir yorum yazmıştı. Ama görünen köy ortada galiba. Of'un Trafik sorunu Ofumuzun gündemine gelecek olursak dikkati çeken önemli hususların başında Of'un trafik sorunu, kazalar ve düğünler geliyor. Of'un trafik sorunu çözülür mü diye bazen düşünüyorum. Eminim ki bunu sadece ben değil birçok kişi düşünüyor. Ama şu ana kadar çözüm üretebilen çıkmadı. Korkuyorum ki pek kolay çıkacağı da yok. Affedersiniz ama nerdeyse tuvalete bile arabayla gideceğiz. Bu kadar olmamalı. Azıcık yürümeliyiz, yürümek zorundayız. Vücut kaslarımız hareket etmeli. Çalışmak yok, yürümek yok, spor yapmak yok eee sonra 30 yaşında kalbim ağırıyor diye basıyoruz yaygarayı. Lütfen bu sorunu birlikte çözelim. Çözüme yardımcı olalım. Herkes Of'un içerisine aracını park etmeye kalkarsa yayalar nereden yürüyecek, her dükkânın önüne araç çekersek zaten ekonominin durağanlaştığı şu dönemde esnaf satacağı bir malı dükkanından nasıl çıkartıp araca yerleştirecek? Bulvar otopark olmalı Evet, Of'ta araç park edecek yerimiz yok. Doğrudur. Bunun farkındayız. Ama yapacak çok fazla bir şey de yok. Çünkü gerçekten Of'ta yer yok. Aklıma gelen çözüm ise yaz döneminde en azından okul bahçelerinin park yeri olarak kullanılabilir olmasıdır. Ama bunun da çözüm olmayacağı kesin. Çünkü okullar zaten şehrin dışında ve oraya kim gider. Biz istiyoruz ki aracımızı Bulvarın kenarına park edelim. Aslında fena da olmazdı şu bulvarı söküp oto park yerimi yapsak acaba? Düğünlerimiz Yaz döneminin en önemli hareketliliklerinden biri de düğünlerimiz. Hep vurguladığım bir ifadem var. İnsanın ömründe iki günü var. Birini yaşar birini ise yaşayamaz. Biri iyi günündedir diğeri ise kötü gününde. Bunların biri DÜĞÜN günü diğeri ise CENAZE günüdür. Bu ikisinin de kalabalık olması çok önemlidir. Sizi bilmem ama göremeyecek olmama rağmen ben cenazemin daha kalabalık olmasını isteyenlerdenim. Düğünümüzü de biraz erken yaptığımız için bu dertten de kurtardık. (Nasılsa ikincisini yapmayacağız) Değişen kültürümüzle birlikte Düğünlerimizde sıradanlaştı. Düğün yapıyoruz ama niye yaptığımızın dahi farkında değiliz. Tutturduk bir salon düğünü gidiyoruz. Neden salon düğünü diye sorgulayan var mı? Birincisi kolay oluyor, ikincisi sıkıntısı az oluyor, üçüncüsü kısa sürede tamamlanıyor... Kısacası şunu sormak istiyorum. Düğünlerden zevk alıyor musunuz? Cevabı ben vereyim büyük bir çoğunluk hayır diyecek. Mehmet Türkyılmaz(düğünlerde program yaptığından) hocam kızacak ama eminim ki o da aynı şeyleri tekrar etmesine rağmen hiçbir şey anlaşılmadığına üzülmektedir. En çok karşı olduğum uygulamaların başında bu tür düğünler gelmektedir. Millet birbirinden o kadar kopmuş ki düğün sayesinde mecburen bir araya geliyor köylüler, komşular. Eee iki kelam edip dedikodu etmek, haberleri almak varken Hocanın vaazını dinleyen mi olur. Ama olmaz ''benim düğünüm vaazlı idi'' demek var işin ucunda. Asla katılmıyorum. Vaaz dinlemenin de bir adabı vardır. Dini fetva vermek gibi bir niyetim yok ama dinimizi de bilmek zorundayız. Kur'an okumak sünnet, okunan Kur'an'ı dinlemek ise farzdır. Selam alamayacak durumda ve pozisyonda olan insanlara selam verip onları zor durumda bırakmamak da dinimizin gereğidir. Dinlemeyeceklerini bile bile insanlara Kur'an okumak, vaaz etmek ne kadar dine uygundur buna siz karar verin. Haftaya görüşmek umuduyla... |
DİĞER YAZILARI
|
nil-of (30 Temmuz 2008 Çarşamba 11:36)
bordo_mavi (29 Temmuz 2008 Salı 17:36)
ziyaretci (21 Temmuz 2008 Pazartesi 21:28)
Yorum Ekle... (üyelik gerektirmez)