SPORCA
Spor Yazarı
Çerçeveletip duvara asın01 Ekim 2008 ÇarşambaBir yazar için en önemli olay yazılarının ne kadar kadar okunduğu değil, ne kadar etkili olduğudur. Geçen haftaki yazımın ardından bunun bir kez daha farkına vardım.Çerçeveletip duvara asın Geçen hafta Ofspor-Çorumspor maçından yola çıkarak biraz genişçe bir yelpazede bir yazı yazdım. Yazımda spordan yola çıkarak Of gerçeğimize değinmiştim. Gerek gazetede ve gerek sitede yayınladığım bu yazıdan dolayı birçok mail, tebrik mesajı ve teşekkür telefonu aldım. Garnizon komutanımızdan polis memuru arkadaşlara kadar hepinizin duyarlılığına teşekkür ediyorum. Hafta içi milletvekilimiz Kemalettin beyle sohbet ederken gazeteden sordu. Nasıl? Okunuyor mu? diye. Cevabım şu oldu. Sayın vekilim dedim. Okunduğumuzu ölçebilme şansımız yok. Ancak Gazete bir gün geç çıktığında eş ve dostlarımız dışında birçok kişi arayıp soruyor. Bu da takip edildiğimizi gösteriyor dedim. Evet, gazetemiz çok şükür yayın hayatına başladığı günden beri 55 haftadır düzenli bir şekilde yayın yapıyor. Bazen bir- iki gün gecikmeli de olsa hafta atlamadan siz değerli okuyucularımıza ulaşıyor. İnşallah daha uzun seneler sizlere ulaşmaya da devam edecek. Elbette gazetelerin ne kadar okunduğunu ölçebilen bir teknoloji henüz mevcut değil. Sitede hangi yazının ne kadar hit aldığını takip etme şansımız var. Gazetelerde ise sadece satış rakamları belirlenebiliyor. Ama aynı gazeteyi 10 kişinin okuma ihtimali de var. Netice itibari ile gazetelerin okunmasını net bir şekilde anlayamayız. Ama anlayabildiğimiz bir şey var. İnsanlarımızın tepkileri. Yukarda da bahsettiğim gibi gerek mesaj, gerek mail ve gerekse telefonlar sayesinde bizlere ulaşıp teşekkür eden, tebrik eden, okuyup onaylayan ve bize dönmeyen tüm dostlarımıza teşekkür ediyorum. Tebriklerden ne kadar zevk duyuyorsak, hoşnut oluyorsak biliniz ki eleştirileriniz de bizim için o derece önemlidir. Eksiklerimizi gördüğünüzde aynı şekilde hem mail hem de telefonlarla bizlere ulaşmanız, bizleri mutlu edecektir. Çünkü insan kendi yanlışını, eksiğini göremez. Bunları görüp bizlere bildirmek siz değerli dostlarımızın hem topluma hem de bizlere karşı sorumluluğudur. Yazı bana bir kez daha şunu hatırlattı. İnsanlar kendilerinden bir şeyler bulduklarında, kendi yaşadıklarından izler gördüklerinde mutlaka buna değer veriyorlar. Bu tür yazılar gerçekten önemli. Şapkayı önümüze koyup düşünmemize sevk ediyor. Bir başka boyutu ise yazılmasının zorluğu. Kolay dile getirilmiyor. Kırılan dökülen olabiliyor. Ama eğer iğneyi kendimize batırmasak başkalarının acısını hissedemeyiz. Yazının bir başka sonucu da siteden geldi. Hiç tanımadığım Mehmet Yazıcı isimli arkadaşın bir cümlesi beni oldukça etkiledi. Siteden takip edemeyenler için bu cümleyi aktarmak istiyorum. Yorumu aynen şöyle: ''bu yazın Karadeniz'i arabayla baştan sona gezdim. Of ilçesi haricinde her yerde büyük gelişmeler gördüm. Bir Oflu olarak bu beni fazlasıyla üzdü. Bunun sebebini anlamak isteyenler yazdığın yazıyı işyerlerinde ve evlerinde her gün okumak kaydıyla duvara assınlar''. Yoruma gerek yok sanırım. Bir başka yorum ise bir Polis memuru arkadaştan geldi. Arkadaş diyorum ama kendisini sadece simaen tanıyorum. Kusura bakmasın ismini dahi bilmiyorum. Hastanenin acilinde karşılaştık. ''Çok güzel değinmişsin dedi. Niye dışarı gittiğimizi anlasın millet'' dedi. Kendisine teşekkür ediyorum. Tabii şunu belirtmekte fayda var. Burada amacımız yazdığımız bir yazının milletin hoşuna gitmesi ya da tebrik edilmesi değil. Buradaki amacım şu. Zaman zaman ''spor mu yazıyorsun siyaset mi bir karar ver'' diyen arkadaşlarımız oluyor. Hatta bazen spora daha ağırlık veriyorsun diyenler de oluyor. Evet doğrudur. Bu gazeteden önce sadece spor alanında yazmaya gayret ediyordum. Gazetenin içine gömüldükten sonra işin şekli ve boyutu değişti. Sorumluluklarımız arttı. Haber için artık her ortamda bulunduğumuzdan spor dışındaki gelişmeleri de aktarmak zorundayız. O nedenle hem spor, hem de spor dışı yazılarımızla karşınızda olmaya devam edeceğiz. Ne kadar ihtiyaçlımız var? Bu soru aslında başlı başına bir konu. Ve üzerinde ciddi bir çalışma yapılması gereken konu. Ama Arefe günü yaşadığım bir olay bu konuya da kısaca bir değinmem gerektiğini düşündürdü bana. İsmi saklı bir vatandaşımız Bayram tatiline memleketine geliyor. Gönlünden 3-5 çocuğu ramazan bayramında sevindirmek geçiyor. Güvenebileceği birilerini arıyor. Çünkü yapacağı yardımın gerçek ihtiyaç sahibi kişilere ulaşmasını istiyor. Ama bunda zorlanıyor. Nihayetinde bize kadar ulaşıyor. Beldemizdeki okuldan iki öğrencinin ismi veriliyor ve bu çocuklara yardım yapılıyor. Yardımda bulunan bu hayırsever arkadaşımızla ayaküstü 3-5 dakikalık sohbet ediyoruz. Kendini tanımaya çalışıyorum. O ise bundan rahatsız oluyor. Hatta diyor ki ''organizasyon eksik olduğu için maalesef ben uğraşmak zorunda kaldım. Aslında hedefim hiç görünmeden bu işi birilerinin aracılığı ile yapmaktı. İhtiyaç sahibi ve yetim çocuklara ulaşmayı isterdim'' Evet, arkadaşımız haklıydı. Çünkü yardım yaptığımız o çocuklar okulun ihtiyaçlı listesinde yer alıyorlar. Bu nedenle de bu çocuklar zaten hem vakıftan hem de diğer çeşitli kuruluşlardan yardım alıyorlar. Bu olay beni bir kez daha düşünmeye sevk etti. Gerçi sayın kaymakamımızın projeleri arasında böyle bir çalışma olduğunu da biliyorum. Burada bizlere düşen bir görev var. Hepimiz çevremizi iyi etüt ederek, babası çalışabilecek durumda işsiz olanlar, yetim çocuklar, ihtiyaçlı aileler gibi tespitlerimizi yaparak ilçemizin ve bölgemizin böyle bir envanterini çıkartmalıyız. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı aracılığı ile birçok yoksul aileye gıda, kömür ve para yardımı yapılmakta. Bunların da teker teker elden geçmesi gerekiyor. Yani titiz bir çalışma yapılmalı. Bizler duygusal insanlarız. Biraz ihtiyaçlı gibi görür herkese yardım yapılsın isteriz. Ancak iş üretebilecek insanlara bu yardımları yapınca da o insanları tembelliğe teşvik ediyoruz. Örneğin köyde oturan yaşlı bir teyzeye bir ton kömür yardımı yapmak pek doğru bir seçenek değildir. Ya da 2-3 kişilik bir aileye Ramazan ayı içinde birçok kurumdan ayrı ayrı Ramazan paketleri gönderilip onların israf edilmesinin ne derece doğru olduğu da düşünülmeli. Veya iş üretebilecek olup işsiz olan babalara verilen para yardımlarının sigaraya gitmesi ne kadar doğrudur bir araştırılmalı. Geçen hafta eski kaymakamımız M.Cengiz Yücedal beyle yaptığımız Telefon sohbetini haber olarak da yansıtmıştık. ''Gerçekten aç insanlar var burada'' demesi bizim gerçek durumumuzu ortaya koyuyor aslında. Kısaca şunu söylemek istiyorum. Ciddi bir çalışma yapılarak gerçek ihtiyaçlı insanlarımız belirlenmeli. Bir de çevrenizde ihtiyaçlı yetimler varsa lütfen bizlere bildirin. Bizler de onları bu tür hayırlar yapmak isteyen kişilere ulaştıralım. 134 hafta sonra üstelik Yattara'sız gelen liderlik... Çok şey yazıldı çizildi. Uzatmayacam. Yattara olayı kapandı. Ölenle ölünmez hayat devam ediyor. Doğru yanlış olarak da ayırmıyorum. Gökdeniz satıldığında da yazmıştım. Sadece fikirlerimizde devamlı olalım. Satılması doğru ise bu Ahmet ve Mehmet için değişmemeli. Fatih Tekke'nin satılması ne kadar, doğru ya da yanlışsa Gökdeniz'inki de aynıdır. Yattara'da. Yattara konusunda yönetim ciddi bir kumar oynamıştır. Antalya maçına ve sonucuna göre bu kumar şimdilik tutmuştur. Yattara bize keyif veriyordu inşallah aramayız onu. Takım kaybetmediği sürece sorun olmayacağı kesin. Ya kaybederse işte o zaman ilk söz Yattara olacak. Takım Antalya maçında oldukça keyif verdi. Ömer Üründül tabiri ile kolektif futbol ortaya koyduk. İlk dört maçın toplamından daha çok pozisyon ürettik. Savunmada da ilk dört maçın toplamından daha çok hata yaptık. Demek ki ortayı bulmak zorundayız. İki tarafı istenildiği gibi yapma şansımız yok. Öncelik savunmanın olmalı. Yemediğin sürece her an gol bulma şansın var. 87. dakikada Gökhan Ünal'ın attığı gol gibi. Ama şu bir gerçek sabretmesini bilmek zorundayız. Ben de dahil olmak üzere Gökhan ve Umut'un dışarı alınmasını isteyen bir çok insan olduğu anda önce Umut, sonra da Gökhan çıktı sahneye. Ersun Hoca da haklı olarak bir gurur yaşadı elbette. Ben sezon başında söyledim tekrar ediyorum. Bu takım ligi ilk üçte bitirdiği sürece başarılıdır. İkide olur ve Şampiyonlar Ligine kalırsa çok büyük bir başarıdır. Şimdiden kimse şampiyonluk hayaline kapılıp da sonradan hayal kırıklığı yaşamasın. G.Saray-Konya maçından sonra bu kurtlar sofrasında işimizin göründüğü kadar kolay olmadığının bir kez daha farkına vardım. Yozgat'tan bir puan Ofspor'a da değinmeden geçmek yakışmaz. Yozgat deplasmanında alınan bir puan küçümsenmemeli. Galip de gelebilecek pozisyonlar da bulduk ama olmadı. Bu maçtan daha önemli bir sonuç, Karadeniz'in Çankırıspor'u yenmesiydi. Yarışta ne kadar çok takım olursa işimiz o kadar daha kolay olur. 3'te üç yapan Çankırı'nın kaybetmesi Ofspor için iyi bir netice olmuştur. Karsspor maçından alınacak üç puan mini devre arasına oldukça iddialı çıkmamızı sağlayacaktır. |
DİĞER YAZILARI
|
ziyaretci