EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar
Çocukluk arkadaşlarım22 Temmuz 2008 SalıZaman su misali akıp gidiyor. Günler birbirini takip eden tren vagonları gibi hızla geçiyor.Yıllar gidiyor, ömür bitiyor. Ancak bu hengâmede hep aynı zamanı yaşıyormuşum gibi geliyor bana. Beni kendime getiren çocukluk arkadaşlarım. Yıllar sonra onlarla karşılaşıyorum. Göbek büyümüş, saçlar dökülmüş. Zaman kimisini soğuk geçen bir kışın kaldırım taşlarını aşındırdığı gibi aşındırmış. Kimisi ise daha yumuşak iklimlerde yaşamış gibi. Ama hiçbirisi eskisi gibi değil. Kendi değişimimi arkadaşlarımın sayesinde fark ediyorum. Anlıyorum ki hayat beni de hırpalamış. Şakaklarıma kar yağmış. Çoluğa çocuğa karışmışım. Kırkına merdiven dayamış, yolun yarısını geçmişim. Ancak halen içimde onsekizlik arzular, umutlar ve hırçınlıkların varlığı beni ürkütüyor. Yani içimde halen bir çocuğun olduğunu hissediyorum. Kalp yaşlanmıyor dedikleri şey bu herhalde ama ellisinde kalpten giden çok yakın akrabalarım var. O yüzden sol taraftan gelen ağrıları daha bir önemsiyorum. Kalp de yaşlanmalı diyorum. Kalp de olgunlaşmalı. İçimdeki bu çocuk benim dostum mu? Yaşımın güzelliğini yaşamama engel, içimde kuşak çatışması yaratan bu çocuk benim dostum mu? Beni olması imkânsız zamansal geri dönüşlere zorlayıp daha da bitiren bu çocuk ne kadar dostum. Kırk yaş sendromu denilen sorunlar yumağının müsebbibi, havai, hercai ve derinliği olmayan tensel arzuların peşinde ömrü berhava etmeye meyilli bu çocuk benim dostum mu? Her gün aynaya baktığımda bana biraz daha yaşlandın diye fısıldayarak beni kaygılara sev edersin de, aman saç mı ektirmek lazım, boyatmak mı lazım, gerdirmek mi lazım diyerek moralimi bozarsın da niçin bana ebedi âlem yaklaştı hazırlık yap demezsin be çocuk. Hep suret midir derdin. Mevlana ne güzel demiş: Hakikat fani değil, ebedi âlemdedir. Suretin bir pul etmez, gözün ruhunda olsun. Acı ve tuzlu bir can hal ehli için nedir? Çal kılıcı nefsine canın lezzetle dolsun. Çocukluk arkadaşlarım, aynı mevsimde ama farklı iklimlerde yaşadığımız eski dostlarım, siz hep karşıma çıkın böyle. Salt, duru gerçekle karşıma dikilin böyle. Zamanın durağanlığına kanmış, içindeki çocuğa inanmış bana iki tokat atın böyle. Eski günlerden konuşalım, ama özlemle olmasın. Tatlı bir hüzün olsun. Hayıflanmak olmasın. Pişmanlık da olmasın. Gelin bugüne bakalım. Yarını, yaşayacağımız güzel yaşları düşünelim. Çocukluk arkadaşlarım biz bahar da doğup baharda ölen kelebek değiliz; çetin geçen kışlarımız var. Nehir yatağında kütük değiliz; düşünce yarılan başlarımız var. Bazen bal - kaymak doyurur bizi, bazen diş kıran aşlarımız var. Ve dostlarım biz oradan oraya savrulan yaprak, gübreden gübreye koşmayı hayat sayan pislik böceği değiliz. Çünkü çok ağır hesabımız var. |
DİĞER YAZILARI
|
sayko
ziyaretci
onerelektronik61