KÖŞE YAZISI

ŞANLI TARİHİMİZ
Araştırmacı Tarihçi - Yazar

Eğitim tarihi üzerine...

26 Temmuz 2006 Çarşamba

Bilgi insan bilincinde kendiliğinden doğar; sonra kendi kendine öğrenmesiyle ya da başkalarının öğretmesiyle emek verilerek edinilir. İlkçağ öncesi insanlarda bile kendilerine göre göre bilgi vardır.


İlkel anlayışa göre duyular tarafından gözlenemeyen bir takım gizli kuvvetlerin varlığına inanlılır. Bu düşünce daha sonra ilkel dinleri oluşturmaya ve kutsallık ilkeleri ortaya çıkmaya başlar. Hayvanlar, insanlar ve doğa arasındaki ilişkiler araştırlmaya başlar ve ilk bilgiler ortaya çıkar.ayrıca insanların günlük yaşayışları, av ve savaş teknikleri, töre kuralları da bilgiyi ve bu bilginin toplum halinde yaşamaya başlayan insanlara öğretilmesi gerektiğini ortaya koyar.

İlk bilgiler, birlikte yaşamanın gereğini ve kolaylığını oluşturmuştur. Bunun ardından dünyada ilk medeniyetler ortaya çıkmıştır. İlk medeniyetler de yazı ile başlamıştır. Yazı, dünyada insanlığın bulduğu en önemli buluştur. Bununla birlikte insanlar medeniyet sistemine geçmişler ve bilgileri aktarmaya başlamışlardır. Bilgilerin aktarılması için yazının öğrenilmesi gerekir. Yazının öğrenilmesi ise ilk çağlarda çok zor olduğu için üstün zekalı insanlar eğitimle yapabilmekte idi. Buda ilk eğitim sistemlerinin oluşmasını sağlamıştır.
Dünyadaki bilinen en eski uygarlık Mezopotamya Uygarlığı’dır. Bu uygarlık içerisinde yazıyı bulan Ortaasya kökenli Sümerler yazıyı bulmak suretiyle eğitim sistemlerinin de kapısını açmışlardır. Bunlar dünyadaki ilk siyasi organizasyonu oluşturdukları için toplu yaşama sistemlerine uygun olarak ilk hukuk kusalları, ilk eğitim kuralları,devlet ve toplum yaşama biçimleri ve din kuralkları ortaya çıkmıştır. Bunların halka öğretilmesi ilk eğitim sistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. İlk eğitim yerleri Sümer tapınakları idi. Buna göre ilk eğiticiler de bu tapınaklardaki görevli din adamları idi.

Mısır Uygarlığında hiyeroglif yazıya geçilmesi ile öğrenme kolaylaşmıştır. Bunlarda da eğitim yerleri tapınaklar idi.

Diğer uygarlıklarda Hint, Girit, Anadolu Hitit uygarlıklarında da eğitim din adamları tarafından yapılırdı. Eski Yunan uygarlığında eğitim filozların önderliğinde devletin tekeline geçmiştir. Ancak bunlarda filozofların kurduğu okullar ile etkinlik yapmışlardır. Yani din dışında, tapınak dışında ilk eğitim sistemlerini Eski Yunanlılar ortaya çıkarmışlardır.
Çin’de ise kağıt ve ilk matbaanın bulunması eğitim sisteminin çok gelişmesine ön ayak olmuştur. Öğretim yaşlara ve gruplara göre ayrılmıştı.

Türkler, ortaya çıktıkları coğrafi yer ve dönem itibarıyla göçebe bir millet idiler. Bu nedenle yerleşmiş okul ve eğitim sistemi yoktu. Bunun yerine töre vardı. Türklerde ilk eğitim aileden başlar ve Türklerin yaşayış gereği bu eğitim asker kökenlilerin elinde idi. Ancak Eski Türklerde her erkek doğuştan asker olduğuna göre demek ki büyük olan, tecrübeli olanlar, diğerlerini eğitmek zorundaydı.

Göktürkler gibi göçebe bir kavimde Göktürk yazısının olması önemlidir. Ayrıca Uygur Alfabesinin de olması bu Türklerde devlet sistemlerinin ve kültürlerinin gelişmiş olduğunu gösterir. Bu sistemlerin kurulması için mutlaka bir eğitim sisteminin olması gerekir. Bu sistem, gelenek ve göreneklerin “töre” olarak nesilden nesile aktarılması sonucunu doğurur. Bilge kişiler, halk ozanları,kam, baskı ve şaman denilen din adamları sözlü eğitim sistemini kendilerinden sonrakilere aktarırlar.

İslami devrede Hz. Muhammed’in Müslümanlığı yaymaya başlaması ve Arabistan’da ilk siyasi birliği kurmasıyla eğitim ilk olarak din eğitimi şeklinde başlamıştır. İslamiyet’te ilk öğretmen ve din adam Hz.Muhammed’dir. çünkü öğrenimle ilgili olarak Kur’an’ın ayetlerine anlayıp belleyince halka bildiriyor ve katiplerinden birine kendi adına yazdırıyordu.

İslam dininin ilk emri olan “oku” vahyi, İslam dininde eğitimin önemini koymaktadır.
Özellikle Hz. Ömer zamanındaki bütçelerde müftüler, öğretmenler ve öğrencilere tahsisat ayrılması, Abbasi Halifesi Harun Reşit zamanında da devlet kurumları arasında sistemli eğitim kurumları çıkması ve öğretmen ve öğrencilere maliyece tahsisat ayrılması dolayısıyla eğitimin önemi gittikçe devlet sistemi içerisine girmiştir.

İslam Uygarlığı içerisinde ilk büyük eğitim kurumu 707 yılında Şam’da açılan tıp fakültesi ve ona bağlı çalışan hasta hane idi. 969 yılında açılan Beytül İlim (İlim Evi) ve Harun reşit’in Bağdat’ta açtırdığı Beytül Hime (Bilgelik Evi) idi. Endülüs Emevileri döneminde İspanya, dünyanın en önemli bilim merkezleri arasına girmişti. Bu dönemde ise Avrupa “karanlık dönemi”ni yaşıyordu. Avrupalılar, “karanlık dönemleri”ni Türk ve İslam alemine yaptıkları “Haçlı Seferleri” sayesinde Türklerden öğrendikleri barut, pusula, matbaa, kağıt gidi zamanın en teknik araç ve gereçlerini Avrupa’ya getirmeleri sayesinde aydınlık döneme çevirmiştir. Bunun sonucunda Avrupa’da Coğrafi Keşifler ile Rönesans ve reform hareketleri ortaya çıkmış ve Avrupalı Türk ve İslam aleminden öğrendiklerini geliştirmeye başlamış ve ileri gitmiştir.

İslam alemine Türklerin hakim olmaya başlamasıyla Türklerin elindeki önemli merkezler İslam aleminin bilim ve eğitim merkezleri olmaya başlamıştır. Bunlar içerisinde en önemlisi medrese sistemidir. Büyük Selçuklular döneminde kurulan Nizam’ül Mülk Medreseleri, belirli gelir ve eğitim sistemiyle kalıcı hale getirilmiştir.ayrıca Şiilerin kurduğu “Dar’ül İlim” adlı okulların Şiilik için propaganda okulu haline gelmesinin önlenmesi için medrese sistemi ön plana getirilmiştir.

Anadolu’da Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulması ile başkent Konya olduğundan, buradaki en önemli eğitim kurumları da Konya’da idi. Bunlar B. Selçukluların devamı olduklarından onların eğitim ve medrese sistemlerini aynen almışlardı.

B. Selçuklular zamanında konuşma dili Türkçe olmasına rağmen eğitim dili Arapça idi. Ancak Kaşgarlı Mahmut’un “Din-ı Lügat-it Türk” adlı kitabı, Harzemşahlar ve Moğollar döneminde Uygur alfabesi ve Çağatay Türk lehçesinin ön planda olması Anadolu ve Ortaasya’da eğitim Türkçeleşti.

Osmanlıların İstanbul’u aldıktan sonra başkent yapması sonucu İslam aleminin eğitim merkezinin de İstanbul olmasını sağlamıştır. Çünkü Osmanlılar bu dönemde İslam aleminin en büyük ve en zengin devleti idi. Bu dönemden itibaren “Sahnı Seman” ve Süleymaniye Medreseleri” gibi yüzlerce yıl boyunca en büyük eğitim kurumları ortaya çıkmış ve bu kurumlar 3 Mart 1924 yılındaki Tevhidi Tedrisat ve Medreselerin Kapatılması kanunu ile dönemlerini tamamlamışlar ve yerlerini bu günkü anlamda modern üniversiteler almışlardır.
Oflu alimler için bu medreselerde okumak, icazetname almak ve buralarda müderrislik yapmak çok önemli idi. Buralardan aldıkları eğitimi kendi memleketlerinde yaymak suretiyle Of zamanla İstanbul’dan sonra en önemli eğitim merkezi durumuna gelir. Bununla ilgili ayrıntı bilgiler ilerleyen konular arasında bulunabilir.

Alim ve Ulema kavramı üzerine:

Ulema kavramı, ilim- bilmek mastarından türetilmiştir. Aynı zamanda âlim sözünün de çoğuludur. Ancak yurdumuzda genel kullanımı ikinci şekil yani âlimler manasıdır. Ulema toplum yönetiminde etkin bir isimdir. Yöneticiler, ulemanın fikrini almak konusunda duyarlı idiler.

İslam hukuku Kur’an ve Peygamber’in sünneti üzerine kurulduğundan ulemanın asıl görevi bu konularda cemaatin sorularına muhatap olarak onları cevaplamaktır. Ancak zaman zaman bulunulan bölgenin ortamına göre yeni sorunlar ortaya çıkmaktadır. Bu soruları cevaplamak ve fetva vermek ulemaya mahsustu. Çünkü fetva verebilecek ulema sınıfının mutlaka Kur’an, hadis ve fıkıh konularında uzman olması gerekirdi. Uzaman olabilmesi için de okuduğu ve ders gördüğü âlimlerden icazetname (diploma) alması gerekirdi. İcazet sistemi günümüze kadar gelebilmiştir. Sadece bir âlimin verdiği icazetname zaman zaman bir üniversite diplomasından bile üstün olabiliyordu. Bunun örneği Of ulemasında görülebilir. Çünkü Cumhuriyet öncesi Of ulemasından alınan icazetname ile âlimler cumhuriyetin ilk yıllarında Cumhuriyet okullarında öğretmenlik yapabilmiş ve üst mevkilere gelebilmişlerdi.

Ulema sınıfı genel olarak demokrasi biçimindeki yönetimlerde fazla etkin olmaz. Ancak monarşi yönetimlerinde daha etkindir. Bu nedenle İslamiyet’in ilk zamanlarında ulema etkin olamadı. Buna karşın İslamiyet’teki ilk monarşi yönetimi olan Emeviler ile birlikte monarşi yönetimi başlayınca dini konularda yönetime kılavuzluk edecek din adamlarına ihtiyaç oldu. Din adamları ulema sınıfını oluşturuyordu. Bazı hadislerde ulema sınıfı peygamberin varisleri olarak rivayet edilir.

İslamiyet’in ilk zamanlarında dini hizmetler, maddi bir kazanç ya da çıkar sağlamak amacıyla yapılmazdı. Bu nedenle ulema sınıfı aynı zamanda maddi kazanç sağlayacak işler yapmak zorunda idi. Ancak daha sonradan özellikle Abbasiler döneminden itibaren devlet yöneticileri, ulema sınıfına maaş ve rütbe vermek suretiyle kontrol altına aldılar. Bu durum daha sonraki monarşi yönetimlerinde de devam etti.

Osmanlı sisteminde ilk dönemlerden itibaren ulema sistemi etkin rol oynamıştır. Osmanlılarda neredeyse okuyan tek kesim olmasından dolayı ulema sınıfı kolaylıkla devletin eğitim, hukuk ve kültür ve din konularında yönetimde olmuşlar veya yönetime etkin olmuşlardır. Ulema sınıfından müderris, kadı, imam, hatip, vaiz gibi maaşlı meslekler çıkmıştır. Ancak ulema sınıfı Osmanlı toplumunda en hürmet görülen toplum idi. Çünkü okuma kültürü olmayan halkın bilen durumunda olan ulema sınıfına büyük inancı ve desteği vardı. Zaman zaman ulema sınıfından çıkan kişiler, çıkar hırsına bürününce kendi yanlarına kandırarak yandaş ettikleri halkla devlete başkaldırmışlardı. Zaman zaman İslamiyet’e aykırı düşünceleri halka inandırıp onları devlete karşı isyana teşvik edebilmişlerdi. Osmanlı ve öncesi İslam tarihinde bunun örnekleri çoktur. (Haşhaşiler İsyanı, Şeyh Bedrettin İsyanı vs. gibi). Yine de bu gibi dine aykırı etkinliklerde bulunan ulema sayısının çok az olması dolayısıyla halkın ulemalara bakış açılarında her hangi bir olumsuzluk olmamıştır. Halk nezdinde ulema dini bilen ve öğreten, danışılan kişidir. Ulema, halkı yönlendirebilmekte ve etkileyebilmekte idi. Bu durum bazen siyasi ve savaş alanlarında da etkisini gösterebilmekte idi. Ulemanın yönlendirmeleri ile halk, savaşlarda daha çok başarı gösterebilmektedir. Osmanlının son zamanlarında özellikle yapılan 1. Dünya Savaşı’nda ulemanın etkisi büyük olmuştur. Of’ta Ruslara karşı yapılan direnişte Of ulemasının rolü büyüktür. Çünkü kendilerinden 15- 20 kat daha büyük, düzenli, modern silahlı Rus ordularına karşı yapılan mahalli savaşlarda Of halkının topyekün mücadele etmesinde Oflu ulemalar, çok etkin olmuştur.

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 1.184
YORUMLAR (0)

Yorum Ekle...  (üyelik gerektirmez)

| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2003 - 2008 | Tüm Hakları Saklıdır