KÖŞE YAZISI

HASBİHAL
İmam-Hatip ( Eğitimci Yazar )

Galibiyetlere nasıl sevineceğiz?

26 Haziran 2008 Perşembe

Yeni haftanız, hayırlı fetihlere ve hayırda galibiyetlere vesile olsun İnşa Ellah.. Milli Futbol Takımı'mızın son başarıları Asyadan Ortadoğuya  binlerce insanın kalbini fethetti.. Avrupa gazeteleri ''Berlin üzerinde Hilâl Parladı'' başlıkları atıyor..


Evet.. Millilerimizin başarılarının devamını dileriz..
Konumuz; gâlip gelinen maçlar sonrası yapılan kutlama, tezahürat ve sevinç türlerine dair.
Taşkınlıklar, taraftarın kendinden geçmişçesine rasgele atış yapmaları, yaralanmalar, bağırıp çağırmalar, kavgalar korna çalmalar, mahalle ve çevreyi rahatsız etmeler, müthiş bir çevre kirliliği vs....

Sevinme, bizi biz yapan değerlerimize uygun olmalı.. ölçülü, ağırbaşlı, asaletimize yakışır bir şekilde mütevâzi olmalı..
Hadi buyurun. Sizinle târihî bir yolculuk yapalım:

1. Misal: Azhap sûresi 21. ayette bizlere her hususta ''En güzel örnek'' gönderilen Peygamberimizden.
Yer Mekke: Miladi 630. Hicri 9. sene
Hatırlatalım: Mekke seçkinleri, müminlere dünyayı dar etmişler, alaydan iftiraya, boykottan işkenceye kadar yapmadıkları kötülüğü bırakmamışlardı. O Mekke ki, imana zindan, küfre saray olmuştu.
Efendimiz hicret etmek zorunda kalmıştı Medinei Münevvereye.
Aradan 8 sene geçmişti..
Efendimiz Mekkeyi fethediyordu.. Şimdi devran dönmüş, büyük fethin gerçekleştiği gündü. Dünün refah içinde şımarmış seçkinleri, bugün rezil ve rüsva olmuşlardı. Kimi yaptığı zulmün ezikliği altında mahvoluyor, kimi kendisini korumayan putuna küfrediyor, kimi yaptığı kötülüğün utancını yaşıyor, kimi de kiniyle kahroluyordu.
Düşünün, Mekke'nin fethi, tarihin gördüğü en muhteşem zaferlerden, en kansız inkılâblardan, en şanlı galibiyetlerden biriydi.
Muzaffer komutana bakar mısınız?
Bu muhteşem zaferin sebepler âlemindeki bir numaralı kahramanı olan Hz. Peygamber'in Mekke'ye girerkenki halini görgü tanıkları şöyle anlatmıştı:
Gözlerinde yaş, devesinin hörgücüne değecek kadar eğilmiş bir baş, kıpır kıpır düada dudaklar...
Taşkınlığın, saldırganlığın, hava atmanın, caka satmanın, nârânın, gururlanmanın zerresi yok.
Sizce kıpır kıpır dudaklardan hangi kelimeler dökülüyordu biliyor musunuz?
''Estağfirullah el-'azîm!.. Yâni; Yücelikte eşsiz olan Allah'tan bağışlanma dilerim!..
İşte namazlarda okuduğumuz ve bu sefer sırasında indirildiğine dair rivayetler bulunan Nasr ( İzâ Câe Nesrullahi Velfeth) Sûresi.. İşte o sûre:
''Allah'ın (takdir ettiği) galibiyet, zafer ve fetih geldiğinde,
Ve insanların kitle halinde Allah'ın dinine girdiğini gördüğünde:
Hamdini tahsis ettiğin Rabbin adına hareket et!
Ve Allah'tan af ve mağfiret dile!
Çünkü O'dur tevbeleri çokça kabul eden.''
Nasr sûresi, ''Bir galibiyet, zafer ve fetih mümince nasıl kutlanır?'' sualinin cevabıdır.
Sûrede dikkat çeken;
Hamd; zafere teşekkür,
Tesbih, zaferi kendinden değil Allah'tan bilerek ''Allah adına-Allah adıyla hareket etmek''tir. Yâni, Allah yokmuş gibi düşünmemek, Allah'tan bağımsız bir zaferi tasavvur etmemektir.

2. Misal Ecdadımız Osmanlıdan:
Tarih, 1517 Mısırın fethi ki halifelik Osmanlı Ecdadımıza geçmiş.
1510'a kadar 23 yıl Trabzon'da valilik yapan  9. Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim, ordusuyla Suriye ve Mısır fethinden dönerken İstanbul'a yaklaşmışlardır..
Gündüz vakti şehre girmek istemeyen Halife Yavuz Selim, ağır yol alarak orduyu yavaşlatır.. Niyeti; geleceğini öğrenen halk yollara dizilip de Sultana ve orduya alkış tutmasınlar.
Evet.. ''zafer kutlamaları karşısında elimde olmadan gururlanırım'' diye İstanbul u gece geçmeyi tercih etmiştir.. Alkış yok, Yaradana şükür var..
Neden mi? Çünkü onlar müslümandı.. Hayat ölçüleri de Kur'andı. Ve başarıyı Allahtan bilirler, şımarmazlardı:
Kur'ân-ı Kerim, Nisâ sûresi, 147. ''Benim muvaffâkiyetim (başarım), ancak Allâh'ın yardımı iledir. Yalnız ona tevekkül ettim ve yalnız ona döneceğim.''

Bırakınız gururlanmayı, sevinç nâraları atmayı, onlar padişahlığı bakın neye tercih ederlerdi:
Sultan Selim Han evliyaya âlimlere rağbet eder, onların sohbetlerine katılmayı bulunmaz bir nimet sayardı. Devamlı;
''Padişah-ı alem olmak bir kuru kavga imiş
Bir veliye bende olmak cümleden ala imiş.''!! Buyururdu

3. Misal, geçmişimizi bize hatırlatan ecnebilerden yâni bugünkü Avrupalı'dan:
Meşhur Fransız seyyah de La Motraye Eserinde 1727 de:
''Ben Osmanlı mülkünde takriben ondört sene kaldım...
Türkler kendi dinlerinden ne kadar ayrı olursa olsun hiç kimseyi rahatsız etmezler.. diyor.

Evet.. Galiba nasıl sevineceğimizi bilmiyoruz. Unutturulmuş..
Bağırmak çağırmak amigoluk yapmak yok.
Gürültü,rahatsızlık vermek yok..
Sükûnet var, ağırbaşlılık var!
Ne var? ''Allâhu Ekber'' var. Ne demek bu.. ''Galibiyetleri fetih ve sevinçleri bizlere gösteren sensin Allahımız, Sen ne büyüksün'' demek..

Herkes kendi milletini, vatanını galibiyetini dinini sever..
Ama bizim sevgimizin de kimseyi rahatsız etmemesi gerekir. ...
Dünyaya Medeniyet sunmuş ecdat bize mi örnek olmasın..
Kâinata ibretle bak da hisse al..
İnek bir kova süt verir, sessiz ve sâkindir.
Tavuk da küçük bir yumurta eder ama bağırır, mahalleyi ayağa kaldırır.
Büyüklerin ve küçüklerin tavırları...

Allah utandırmasın.
Bizlere ecdadımız gibi büyük fetihler nasib buyursun...

Gösterim : 542
YORUMLAR (1)
ziyaretci
(16 Temmuz 2008 Çarşamba - 23:41)
kemal akyuz isimli ziyaretçinin yorumu : evet hocam çok doğru noktaya temas etiniz! neden hep silah, sataşmalar oluyor?
galiba kimse nefsini kontrol edemiyor.cami yolu varken,nefis izin vermez! hakaretler küfürleşmeler iğrenç bir görünüm.allahın kapısına sımsıkı sarılalım.
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş