KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

Gitmek...

02 Mayıs 2006 Salı


Öğretmenlik zor meslek, bazı değerleri her şeyden fazla sevmek lazım. Canından bile. Zaten en değerli şeyi canı olanın aslında fazla değerli bir şeyi olmadığı ortadadır. Çünkü 1914 ile 1921 yılları arasınsa 1 milyon Anadolu delikanlısı canlarından daha değerli bir şey için canlarını verdiler. Vatanları ve özgürlükleri için... Bingöl'de terörün Ayyuka çıktığı dönemde yaşadığım bir olayı hikâyeye döktüm. Hayatından daha değerli şeyleri olanlar için...


GİTMEK
(YAŞANMIŞ BİR HİKÂYE)

Uzun süredir okulun bahçesinde bekliyorduk ve gelen giden yoktu. Oysa veli toplantısı için gereken hazırlıkları yapmış, Bingöl'den çikolata bile ısmarlamıştık. Müdür Bey'in çikolataları benden saklamak için gösterdiği zahmet boşa gitmek üzereydi. O da bunu hissetmiş olacak ki yanıma gülerek geldi. Takılmasına fırsat vermeden;

-Bu velileri çağırdık ama geleceklerini hiç sanmıyorum, dedim.
-Gelirler hocam, çikolatalar sana kalmaz, dedi.
-İsterlerse gelsinler, gelmezlerse çikolataları biz yeriz, diyerek gözlerimi çıplak ufuklara kaldırdım. Yaklaşık yedi aydır buradaydım. Az çok alışmıştım havasına, suyuna, insanına ama şu bozkır yok mu, alışamamıştım bir türlü. Tabiatın bu çoraklığı beni memleketimin hasreti ile yakıyordu. Şimdi Trabzon'da o zümrütten yeşilliğin içinde olmak vardı. Bununla birlikte böyle olması askerler açısından muhakkak ki iyi idi. Yoksa terör nasıl sökülüp atılabilirdi bu talihsiz coğrafyadan.

Gözüm okulun önünde nöbet bekleyen askerlere kaydı. Kim bilir Anadolu'nun hangi köşesinden, hangi sevdaları bırakıp gelmişlerdi. Bingöl'ün kavurucu güneşinden simsiyah olmuş çehreleri, toz toprak içinde kalmış üniformaları, çektikleri zahmetin büyüklüğünü gösteriyordu.

Müdür Beyin sesi beni daldığım düşünce âleminden kopardı.
- Zekeriya Bey gel veliler damlamaya başladılar!
İsteksiz, yorgun adımlarla toplantı binasına doğru yürüdüm. Gerçekten öğrenci velileri gelmeye başlamıştı. Kapıda gelenleri karşılıyor, içeri buyur ediyorduk. Ancak veliler toplantıya bayağı ilgi göstermişler damlamaktan ziyade adeta sağanak sağanak yağıyorlardı. El sıkışmaktan ellerimiz yorulmuştu. Bu da yetmiyormuş gibi cana yakınlığı ile tanınan müdür yardımcımız bir de kucaklaşmayı çıkarınca hepten öldük. Tokalaş, sarıl öp, yol ver, buyur et, salına salına gelen son velinin arkasından nöbet yerine gelmekte olan askeri de kucaklayıp buyur edince;

-Yok, hocam, ben veli değilim; daha nişanlıyım. Ama bir çikolatanızı yerim, dedi. Çikolata lafını duyunca hemen atıldım:
- Yok, arkadaş veli olmayana çikolata yok. Müdürün konuşmasına iki saat sabretebilirsen çikolatayı da yersin. Bak biz neredeyse bir yıldır kahrını çekiyoruz, bir çikolatasını bile yiyemedik. Bu gidişle de yiyemeyeceğiz.

Hepimiz gülüştük. Halindeki samimiyet dikkatimi çekmişti. Güzel gülüyor, gülünce de ağzındaki dişleri -biraz da esmer yüzünden olacak- inci gibi parlıyordu. Asker elbisesi bir insana bu kadar yakışabilirdi. Kaşlarının üzerine kadar inmiş olan kepi yüzünü iyi koruyamamış olacaktı ki güneş yüzünü bayağı yakmıştı. Dizlerinin üzerine kadar çıkan postalları zaten uzun olan boyunu daha da uzun gösteriyordu. Saf, temiz bir Anadolu delikanlısı diye düşündüm.

Bundan sonra sık sık karşılaştık. Nöbet yeri okulun hemen önü idi. Ders aralarında sohbet ediyorduk. Bana ailesinden evinden bahsetti. Nişanlıymış, nişanlım derken gözlerinin içi parlıyordu. Her sabah nöbet beklediği yerden bana gülerek "günaydın hocam, nasılsınız" deyişine alışmıştım. Cevabım hep aynı oluyordu: "Fifti fifti hem şehrim fifti fifti" Bazen de "Yürüye yürüye toprağı eskittin. Dur da toprak dinlensin aslanım" diye takılırdım. O da müdürün bir türlü ısmarlayamadığı çikolatalara vurgu yaparak:
-Abi, müdürün çikolatalarını eritmek için yürüyoruz, diye cevap verirdi. Gülüşürdük.
Zamanla taburun gideceği haberi yayıldı. Bu defa muhabbet değişti. Her gün onu gördükçe:
-Ooo! Hala burada mısınız, takılışıma,
-Gideceğiz hocam, yakında kesin gideceğiz, diye cevap verirdi. Bu böyle haftalarca devam etti. Ama tabur hiçbir yere gitmedi.
Bir sabah penceremden dışarı baktığımda sağlık ocağının önünde üç askeri araç ve sağa sola koşuşan askerler gördüm. Biraz sonra serum takılı bir askeri dışarı çıkardılar. Askeri araca yerleştirdiler. Ağır hastaymış, Bingöl'e götürüyorlarmış. İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim. Üzüldüm. Arkasından dualar gönderdim.
Aradan birkaç gün geçtiği halde bizim nöbetçiyi göremiyordum. Acaba izin mi aldı diye düşünüyor, bizimle görüşmeden gittiği için teessüfler ediyordum. Onun yerine nöbet tutan askere sordum:
-Ha! Vanlı mı? O öldü, dedi.
-O buradan gitmeden ölmez, dedim
-Vallahi öldü hocam, dedi asker. Geçen gün mide kanaması geçirdi. Bingöl'e götürürlerken yolda öldü.

Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Şaşırdım, şok oldum.
-Demek o günkü hasta o idi ha!
-Evet, hocam o idi.

Hiçbir şey söylemeden okula doğru yürüdüm. Nemlenen gözlerimin içine Bingöl soğuğu doluştu. Ve içimden zehir zemberek küfürler geçti; kime neye bilmeden. Okula geldiğimde müdürün gülerek bakan gözleri ile karşılaştım:

-Hadi bakayım gözün aydın, çağır o askeri gelsin; çikolatalarınızı aldım. Artık gözyaşlarımı tutamadım. Müdür Bey'in şaşkın bakışları arasında çocuklar gibi ağladım. Van'da bekleyen bir anne, bir nişanlı ve bir baba için ağladım. Sonra kendi annem ve kendi nişanlım için.

Tabur uzun süre daha burada kaldı. Çikolatalar da ama sen gittin aslanım sen gittin. Geride gözyaşlarının temizlediği bir yürekte inkılâplar yaparak.


13.08.1996
Bingöl-Sancak
Zekeriya ABANOZOĞLU

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 1.194
YORUMLAR (3)
ziyaretci
(25 Mayıs 2008 Pazar - 22:56)
ayşe er isimli ziyaretçinin yorumu : çok beğendim amcam oğlu ama sonu çok acıklı bitmiş.keşke oda yaşasaydı senin gibi oda vatana hizmet etseydi.çoluk çocuguyla mutlu bir hayat sürseydi.ah keşke.ALLAH mekanını cennet etsin.
oflucevahir
(14 Mayıs 2006 Pazar - 12:48)
boyle yazılar yazmayın lütfen türeğimiz yanıyor zaten yüreğimiz yaralı zaten yaramızı teşme lütfen .....
gada
(09 Mayıs 2006 Salı - 23:24)
beni aglattiniz.............. coook aci bir ani...........keske böyle bitmeseydi......
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş