EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar
İğneyi kendine batırmak11 Nisan 2006 SalıGöreve başladığım ilk günleri hatırlıyorum. Elazığ'ın Arıcak ilçesine atanmıştım. Terörün ayyuka çıktığı zamanlar. Arıcak ise tam bir ateş çemberi. Gözyaşları içerisinde ayrıldım köyümden. Yanımda iki bavul biri elbise, diğeri kitap dolu. Elazığ öğretmen evi ilk konağım oldu. Terör ve yol imkânları sebebi ile beş gün burada kaldım. İlk kez bir öğretmen evine giriyordum. Eşyalarımı yerleştirdikten sonra bu evler nasıl bir şey diyerek araştırmaya çıktım. Zemin katta rezervasyon, müdür odası, müdür yardımcısı odası, berber, yemekhane ve genişçe bir konferans salonu. Ama ortalarda kimsecikler yok. Birinci kata çıkıyorum. Kütüphane, gazete okuma salonu ve yatakhaneler. Yine kimsecikler yok. Derken sesler duyuyorum. Seslerin geldiği yere doğru ilerliyorum. Kapısından dışarı duman sızan bir yer. İçeri giriyorum. Ve niçin etrafta kimsenin bulunmadığını anlıyorum. Çünkü bütün herkes burada. İçeride sigara dumanından göz gözü görmüyor dersem çok fazla abartmış olmam. Genişçe bir yer. Gördüğüm en geniş oda. İçerdeki öğretmenler hararetli bir şekilde oyun oynuyorlar. İşte diye düşünüyorum, öğretmen evinin kalbinin attığı yer. Meslekte bu ilk ders. Oyun salonundan dışarı çıkıyorum. Tam karşımda büyük puntolarla bir yazı: "Öğretmenler yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." Ne kadar doğru! Beş gün boyunca manzara değişmedi. Hafta sonu ise kalabalık avluya taşmıştı. Okey taşı sesleri sokaklara taşıyor, öğretmen evinin önünden geçenlerin dikkatlerini celp ediyordu. Evet, öğretmenler faaliyette! Ondan sonra öğretmenin saygınlığı kaybolmuş. Saygınlık ünvanla mı olur, yapılıp edilenlerle mi? Ama herkes aynısını yapıyor deme hakkımız yok. Öğretmen herkes değil. Farkını fark ettiremiyorsan, farklı değilsin zaten. Şimdi pek çok öğretmen arkadaş bana kızacak ve abarttığımı düşünecek. Ama keşke abartsaydım. Ha! Bazen stres atmak için takılanlar olabilir. Ama harcanan saatler var. Okul biter bitmez soluğu buralarda alıyorlar. Hele sanki büyük iş başarmış gibi hararetli hararetli yorumlar yok mu. En çok da okey oynanıyor. İskambil oynayan az. Oysa okey oyunun Amerika&:#8217:da eğitilebilir zekâ engelliler için düşünülmüş, aynı renkteki ardışık sayıları bulma ve dizme oyunu olduğunu okumuştum. İlk gün kütüphane açık mı diye baktım: kilitliydi. Beş gün boyunca anahtarını buldurup kapısını açtıramadım. Yahu sen allâme i cihan, doğrucu Davut musun diye sorabilirsiniz. Elbetteki değilim. Ama inanmıyorsanız, öğretmen evlerine gidin bakın. Bugün itibarı ile on ikinci senemi çalışıyorum. Dünyada ve ülkemizde değişen çok şey var. Ama öğretmen evleri hiç değişmedi. Çünkü öğretmenler değişmedi. Bu on iki yılda düz lise, ilköğretim okulu, Anadolu lisesi ve fen lisesinde çalıştım. Öğretmenlik yaptım, idarecilik yaptım. Ama maalesef öğretmenlerimizin yüzde 60 - 70'ının "öğretmen" unvanının altında kaldığını gördüm. Toplumsal bir savrulma yaşadığımız bir gerçek ama öğretmen savrulmamalı, savrulamaz. Çok sevdiğim ve kendime rehber ettiğim bir söz var. William James'in "Öğretmen olacak yeterliliğe sahip bir insan, ülkeler yönetecek kapasitede bir insandır" Öğretmenler çağdaş teknolojiye hâkim olma noktasında eksikler. Oysa kulağa olduğu kadar göze hitap edildiğinde: diğer duyu organları da işe koşulduğunda öğrenmenin daha kolay ve kalıcı olduğu aşikârdır. Ama halen insanlık tarihi kadar eski yöntem, yani anlatım yöntemi kullanılıyor. Hem artık internet denilen son derece hızlı ve kolay bilgiye ulaşma yolu var. Senin derste anlattığından alâsı öğrencinin elinin altında. O zaman bu öğrenciye farklı bir şeyler vermelisin ki seni bir öğretici olarak görsün. Farklı bir şeyler verebilmek için de çok okumak şart. Ama yine maalesef öğretmenler okumuyor. Okuyanlar var elbette: zaten onlardır bu mesleği ayakta tutan. Geçenlerde okulumuza bir dershanenin Türkiye koordinatörü geldi. Değişen ÖSS sistemi hakkında öğrencileri bilgilendirdi. Ve sonuç bölümünde bir şeyi vurgulayarak tekrarladı. "Çocuklar muhakkak kitap okuyun, kitap okumayan öğrenciler bu yeni sistemde çok zorlanacaklar" Öğrencinin biri : "Öğretmen kitap okumayın, test çözün, diye bağırarak okuduğum kitabı çekerek elimden aldı. Sanki ayıp bir şey yapıyormuş gibi utandım" dedi. Söze karışmak zorunda kaldım. Kızgınlığımdan biraz bağırmışım galiba "ulan, kitap okuyana yılan bile dokunmaz be" Son zamanlarda bir de dershane öğretmenliği çıktı. Ne filimler döndüğünü burada anlatamam. Öğrenciyi yürüyen dolarlar olarak, öğretmenliği de ek iş gören anlayış öğretmenler arasında hâkim anlıyış olmaya başladı. Herkes kadar öğretmen de parayı sevebilir ama öğretmen parayı cebine koymalı: kalbine değil. Aksi takdirde olan sadece ona değil, bir millete oluyor. Öğretmenlik mesleğinin çok şeyler kaybettiği her fırsatta vurgulanıyor. Ve herkes bu konuda hemfikir. Sebeplerini maaşın azlığına, şartların olumsuzluğuna bağlayanlar var. Ama ben öğretmenlik mesleğine en büyük kötülüğü yine öğretmenlerin yaptığını düşünüyorum. Ve çok geç olmadan bir şeylerin yapılması gereğine inanıyorum. Yoksa ağaç doğrulmadan gölgesi doğrulmayacak... Herkesin hata yapma şansı var ama öğretmenin asla. |
DİĞER YAZILARI
|
bullasli
oflucevahir
yavuzhbo