KÖŞE YAZISI

ŞANLI TARİHİMİZ
Araştırmacı Tarihçi - Yazar

İlkçağda koloniciler öncesinde Doğu Karadeniz

24 Temmuz 2008 Perşembe

Yunanlıların ve onların yanlısı olan yerli ve yabancı kaynakların duymak istemediği ve gündeme getirilmesinden hoşlanmadığı bir konu Trabzon M.Ö. 765 yılında kurulmadan önce buralarda insanların olup olmadığıydı.


Buralarda insanlar vardı. Buda buraları Yunanlıların kurmadığı ve ele geçirmediği, sadece burdaki insanlarla ticaret yapmak amacıyla kurdukları küçük bir kaç ticaret yeri idi. bu yerler daha sonra gelişerek şehirleşecektir.

İlkçağda Doğu Karadeniz bölgesi incelendiğinde Milattan iki-üç bin yıl önceki devirlerde Trabzon'da ve çevresinde kesin olarak devletler kurulmamıştır. Hurriler bu bölgenin doğusuna ve Kafkasya'ya hâkim olarak oradan güneye inmişlerdi. Batıda ise Hititlerle çağdaş olan (M.Ö.XVIII-M.Ö.XI. yüzyıllar) Gaskalar'ın da bölge kültürü üzerinde ve Hititler üzerinde etkisi görülür.Ancak genelde kabul edilen görüş,Yunan asıllı kolonicilerin gelmeden önceki dönemlerin bir ''karanlık çağ'' oluşudur. Fakat Yunanlılar, geldiklerinde buralarda çeşitli insanlar yaşıyorlardı ve bunlar birçok yere coğrafi adlar vermişlerdi. Doğu Karadeniz ile ilgili 1933 yılı itibarıyla yaklaşık 2000'den fazla köy adından Türkçe olmayan kelimeler arasında Yunanca asıllı kelimelerin sayısının 20'yi (Yazıyla yirmi) bile bulmaması ve hala adların bir anlam ifade etmemesi ve bazı adlarda Hititçe, Luvice, Sanskritçe gibi ilk çağ (M.Ö.I.bin yıldan önce) dillerine uygun kelimelerin çıkması bize yöredeki köy ve diğer coğrafi adların önemli bir bölümünün M.Ö.I.bin yılından önceki yüzyıllarda verildiği düşüncesini doğurur.Bununla ilgili çalışmalar ilerlediğinde bazı gerçeklerin ortaya çıkacağı aşikardır.

Doğu Karadeniz'deki bu çağın halklarından biri de Khalip/Khaldi/Kalip olarak adlandırılan kavimdir. M.Ö.12-11. yüzyıllarda bu kavim Akkuş ve Ünye çevresine hakimdi. Bu yüzyılda Fenikeliler, bu kavimden demir ve maden aldıklarından, Khalipler, Fenikelilerle iyi irtibat kurabilmek amacıyla dağlık bölge olan yükseklerden sahil boylarına inmişlerdir. Akkuş ilçesinin Gökçebayır köyü Höben mahallesindeki maden cüruflarının bu zamandan kaldığı tahmin edilmektedir.

Yunanlı koloniciler gelmeden önceki insanlar arasında bölgeye ilk defa Kafkasya'dan Mosk'lar, Tibaren'ler ve Mar'ların gelerek tarım ve balıkçılık ile meşgul oldukları bildirilmektedir (1) Bu dönemde buralarda yaşayan insanların demircilikte ve madencilikte çok ileri gittikleri ve çoğu madencilikle ilgili terimin bu bölgeden ortaya çıktığı görülmektedir. M.Ö. 1400 yıllarında Hitit İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki kavimlerden biri olan ve Doğu Karadeniz'de yaşayan bir grup demirci tarafından, madeni tavlama, yani kor halindeyken su verme tekniği ile çelik elde ettikleri bilinmektedir.

Bölgemiz ile ilgili bir efsane olan ünlü ''Argonatlar Seferi''ile ilgili efsanede bölgenin aşırı zenginli ve doğal zenginlikleri ''Altın Post'' şeklinde düşünülerek Yunanlı maceracıların bunu elde etmeleri anlatılmaktadır. Anadolu'da Bilge Umar'ın ''Yaban Sürüleri'' dediği ve M.Ö.XII.Yy.y.'da batıdan geldiği ileri sürülen istila ve yağmacılık hareketleri sonucunda Hitit imparatorluğu yıkılınca,bu imparatorlukta sağ kurtulabilenler kaçmak zorunda kalabilmişlerdir. Kaçanlar genelde güneye ve kuzeye gitmişlerdir. Güneye gidenler oralardaki devletler içinde kalmışlar fakat kuzeye gidenler, buralarda devlet olmaması ve dağlık yapısı nedeniyle güvende olmuşlardır. Dolayısıyla bölgeye Hitit ve öncesi dil ağırlıklı yer adlarının kalmasının bu döneme denk gelmesi mümkündür. Sadece Of ilçesi ile ilgili olarak Boğazköy'deki Hitit metinlerinde geçen yer adları arasındaki Zisno ve Samri'nin günümüzde bile devam etmesi bu düşünceyi doğrular(1 a).Yaklaşık beş yüzyıl süren bu istila hareketi Anadolu Tarihinde ''karanlık dönem'' olarak ifade edilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak ''Bilge Umar'ın Yaban Sürüleri'' adlı konuya bakılmalıdır.

Sonuç olarak bölgemizde Yunanlılar gelmeden önce birçok topluluk vardı ve gayet zenginlik içerisinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların Proto-Türk olmaları pek muhtemeldir. Gürcü ırkı ise; Gürcü ilim adamları her ne kadar iddia etseler de bu dönemlerde ırk olarak teşekkül etmiş değildi. Aynı şekilde Ermeni ırkı da henüz teşekkül etmiş değildi. Bu nedenle Anadolu'da Hititler ve öncesi dönemde ortaya çıkan toplulukların ırk olarak incelemesi çalışmamızın ''Doğu Karadeniz'in İlk İnsanları ve Doğu Karadeniz'de Türk İzleri'' bölümünde incelenmiştir.

''Anadolu, bin yıllar boyu, farklı nedenlerle, batıdan doğuya, doğudan batıya göç eden insan toplulukları için bir yol kavşağı işlevi gördü. Örneğin, birincisi M.Ö.2. bin başlarında, ikincisi 2. binyılın sonlarında iki kez, batıdan gelen kavimler Anadolu'ya dağıldılar. İkinci göç dalgası M.Ö.12. yüzyılda olarak, daha önce buraya gelen Hitit İmparatorluğunu yıkarak ve Anadolu'da güzergâhları üzerindeki bütün kentleri yakıp yıkarak, Suriye yönünde yollarına devam ettiler. İkinci Ege göçleri ile gelenlerden bir kısmı ise M.Ö.15.yüzyıldan başlayarak Batı Anadolu kıyılarına ve Ege adalarına yerleştiler. Arkeolojik kazılardan elde edilen bulgulara göre de M.Ö. 10.yüzyıldan sonra kendi kent devletlerini kurmaya başladılar. Temel varlık nedenleri deniz yoluyla ticaret olan bu kent-devletleri tarafından kurulan koloniler, M.Ö.8.yüzyılda Akdeniz, M.Ö.7.yüzyılda da Marmara ve Akdeniz kıyılarına yayıldılar. Böylece kurulan yeni kentler sistemiyle Anadolu, Pazar ekonomisinin egemen olduğu yeni bir evreye girdi ( 1 b ).


KOLONİZASYON DÖNEMİ
Anadolu'da ''Karanlık Çağ''ın bittiği dönem ile birlikte yeni oluşumlar ortaya çıkmaktadır. Yunanlılar, Anadoluluların son kalesi olan Truva kentini hile ile de olsa aldıktan sonra, Anadolu'nun Ege kıyılarına yerleşmeye ve burada koloni şehirler kurmaya başlamışlardır. Yunanistan'a bağlı olarak kurulan bu şehirler zamanla bağımsız şehir devletleri olurlar. Bu şehir devletlerinin asıl iş kolları denizcilik ve deniz ticaretidir. Bu mesleği Fenikelilerden ilk önce Girit Uygarlığı olarak almışlar ve Yunan kültürünü Mısır, Anadolu ve Mezopotamya kültürleri ile geliştirerek Avrupalıların ilk uygar kültürünü oluşturmuşlardır. Avrupalıların Yunanlılara saygınlığı buradan gelmektedir. Yunanlıların Anadolu'da kurdukları en önemli şehir devletleri Efes ve Milet'tir. Efes şehir devleti daha güçlü olduğundan o devlet Akdeniz kıyılarında ticaret amacıyla koloniler kurmaya başlayınca Milet şehir devleti de Karadeniz kıyılarına yönelmek, buralarda kendilerine ticaret yapabilecek ortamlar yaratmaya çalışmışlardır. Bu doğrultuda Doğu Karadeniz sahillerinde ilk olarak doğal limanı bulunan Sinop denilen yer alınarak burada koloni şehir kurulmuştur.

Koloni kelimesini açıklamakta yarar var. İlk çağda deniz kıyısında kurulan şehirlerin çoğu koloni olarak kurulmuştur. Koloni ticaret amacıyla kurulan sürekli pazar yerleri demektir. Pazar yeri kurulduğu vakit bu yerlerin etrafında insanlar olması gerekir. Bu insanlarla ticaret yapılması gerekir. Zamanla ticaretin durumuna göre koloniler genişler. Bu genişleme sırasında sürekli yerleşme ile ilgili sosyal tesisler, güvenlik amaçlı tesisler, yerleşme amaçlı tesisler kuruldukça koloniler şehir haline dönüşmeye başlar. Şehir haline dönüşen ve buralarda sürekli yaşayan tacirler, güvenliklerini sağlama aldıktan sonra bağlı bulundukları merkezleri dinlememeye başlarlar. Bunun sonucunda yeni bir şehir devleti ortaya çıkar. İşte Miletlilerin kurduğu Sinop kolonisi Doğu Karadeniz'de kurulan ilk Yunan kolonisidir. O koloniye bağlı tacirler, daha sonra Ordu, Samsun, Giresun ve Trabzon gibi yeni koloniler kurarlar. Ancak kurulan bu kolonilerin isimlerine bakıldığında bu isimlerin Yunan dillerine uygun olmadığı ve başka dillerle ilgili olduğu ortaya çıkar. Bu çalışmanın sonunda ilkçağ kentleri ile ilgili şehir adlarının manalarının nereden geldiğine dair çalışmalarda ayrıntılı bilgiyi bulmak mümkündür. Bu koloni şehirler içerisinde zamanla Trabzon şehri ön plana çıkar. Genel Yunan asıllı ilk çağ kaynakları ve bunları kaynak gösteren diğer kaynakların belirttiği ortak görüş Trabzon şehrini Milet asıllı Sinop kolonisinin M.Ö.765 yılında kurduğudur. Kısa zamanda bu koloni kenti gelişmiştir. Çünkü Trabzon şehri İpekyolu güzergâhının bitim noktası üzerindedir. Bu şehir ile Kafkasya ve Doğu Anadolu'ya bağlantı kurmak mümkündür. Yani bu şehrin uzaklara ve çevre bölgelere ulaşımı kolaydır. Bunun yanı sıra bu şehir etrafındaki kavim ya da topluluklar madeni işlemesini biliyorlardı ve zengin durumda idiler. Bu bölge ile ilgili bilgilere Yunan asıllı Herodot'un yazdığı kitapta rastlanmaktadır. Onun yazdığı kitaba göre bölgeye Kimmerlerin peşinden İskitlerin geldiği ve Perslerin İskitlerle savaş yaptığı anlatılır. Kimmerlerin ve İskitlerin yaşantıları ile bu bölgede yaşayan halkın yaşantıları birbirlerine pek uymaktadır. Bugün bile Doğu Karadeniz'de bu kavimler ile ilgili birçok ize rastlanılmaktadır. Bunları o kavimler ile ilgili konularımızda bulmanız mümkündür. Ortak ve genel kanı bu kavimlerin Türk olduğudur. Çünkü o dönemde Türk kavramı ön planda olmayıp boy ( = büyük kabileler ) kavramı ön planda idi. Bu topluluklar da Türklerin en önemli ilk çağ boylarından idiler. Bu boyların bölgemizdeki izdüşümlerinde Amazonlar denilen ve ''kadın savaşçılar''ın oluşturduğu efsanevi bir topluluktan bahsedilir. Amasya, Terme ve Samsun civarlarında bu topluluğun bir süre hâkim olduğu ile ilgili bilgiler Heredot Tarihinde yer almaktadır. Bu konu ile ilgili bilgileri de ''Amazonlar'' adıyla bu çalışmamızın konuları arasında bulmak mümkündür. Ayrıca Heredot'un belirttiğine göre M.Ö.V.y.y. da bu bölge Pers imparatorluğunun bir satrabı durumunda olup Perslerin savaş yapmaları sırasında Pers ordusuna asker vermekle yükümlü oldukları ve diğer zamanlarda ise vergi verdikleri ortaya çıkmaktadır. Bu duruma göre buralarda bir Yunan egemenliği olması, ilkçağ Yunan kaynaklarına göre mümkün değildir. Sadece Trabzon kenti sınırları içerisinde küçük bir alan Yunan asıllılarındır. Bazı kaynaklarda ise hiçbir kaynak gösterilmeden Perslerin, Doğu Karadeniz hâkimiyetinin M.Ö. 386 yılında olduğu kayıtlıdır.
Denilen tarihten yaklaşık 200 yıl önceki Herodot tarihini okumadan bu bölgenin tarihini yazmaya kalkışmak yanlış olur.

M.Ö. 400 yılında Trabzon'a gelen Ksnefon, geçtiği yerlerdeki insanları ve onlarla yaptıkları mücadeleleri anlatırken bu insanların Yunanlı olmayıp ''barbar'' olduklarını belirterek onlar hakkında ayrıntılı bilgiler verir. Çoğu araştırmacılar; Doğu Karadeniz tarihini bu bilgiler ışığında başlatırlar. Onun barbar dediği ve Yunanlı olmayan kavimleri daha değişik adlarda bölge ile ilgili yazı yazan diğer ilkçağ yazarları ve bunları kaynak gösteren diğer yazarlar da yazarlar. Bu da gösteriyor ki Yunan asıllı koloniciler, Trabzon'da bağımsız bir şehir devleti kurmuşlar ve zaman zaman Sinop kolonilerine vergi vermişlerdir. Demek ki hala bir bağımsızlık söz konusu değildir. Ancak buradaki koloniciler, Trabzon'dan Asya'ya ve Ortadoğu'ya ulaşan ticaret yolları üzerinde olan bu merkezde zamanla iyice zenginleşerek güçlenmişler ve bağımsız bir kent devleti haline gelerek donanması dahi olan deniz devleti olmuşlardır. Ama sadece kıyı şehir bölgesine hâkim olup iç kesimlerdeki diğer topluluklar üzerinde hiçbir etkinlikleri bulunmamakta idiler.

Bölge bir süre Büyük İskender'in Asya seferi sırasında onun hâkimiyet alanı içerisine girer. Onunla birlikte Helen kültürü ortaya çıkar. Fakat B.İskender, Yunanlı değildir, Makedonyalıdır. Fakat hâkim olduğu uluslar içerisinde en yoğun ve güçlü topluluk Yunanlı olduğu için ortaya çıkardığı kültür Helen kültürü olarak anılmıştır. ( B.İskender ve sisteminin Anadolu'da hâkimiyeti öyle sanıldığı gibi yüzyıllar olmayıp sadece birkaç on yıldır. Türkler, son beş yüz yıl Anadolu'ya hâkimdirler, Anadolu'nun her tarafını Türk ve İslam kültürü ile yapılandırmışlar fakat nedense Anadolu'da Türk kültürü kabul edilmeyip ikibin küsur sene evvel hâkim olan B. İskender adına Hellen kültürü olduğu hemen kabul edilmekte olması bu konudaki düşünce ve fikirlerin taraflı olduğunu ortaya koymaktadır. B.İskender, Anadolu'da fazla durmaya zaman bulamamıştır. İran Seferi, Hindistan seferi ve Mısır seferi ile ömrünü tamamlayınca yerine geçecek oğlu olmadığı için kurduğu büyük imparatorluk, onun komutanları arasında paylaşılmıştır. Ancak daha B.İskender, ölmeden ve Mısır'da iken Perslerin Kapadokya satrabı olan I.Ariantes, yerli halktan topladığı kuvvetlerle B.İskender'in yerine bıraktığı Kapadokya valisi Sabiskas'a karşı isyan ederek krallığını ilan eder. M.Ö.332 yılından itibaren Sinop'tan Doğu Karadeniz'e kadar olan alana hâkim olur. Ancak B.İskender'in ani ölümü üzerine yapılan paylaşmada Anadolu, Selevkos'a düşer. Pontus Kapadokyası bölgesi de B.İskender'in kâtibi olan Eumenes'e düşer. I.Ariantes, B.İskender'in komutanlarına yenilerek öldürülür. Üstelik Doğu Karadeniz hâkimiyeti bir yıl bile sürmemiştir. Manevi oğlu II.Ariantesi ise bu savaş sonucunda Ermenistan'a kaçar. Bir dönem Selevkos Anadolu'ya hâkim olduğu için onun kurduğu devlet, Selevkiya Krallığı olarak anılmıştır. Fakat onun zamanı diğer komutanlarla mücadele içerisinde geçer. Bu mücadeleler sürerken bu kez devreye Anadolu'nun B.İskender' den önceki hâkimi olan Persler girer. Pers prensleri Selevkiya krallığına başkaldırarak ondan ayrı bağımsız devletler kurarlar. Bu devletlerden biri Kommenege krallığı diğeri ise Pontus Krallığıdır.

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 535
YORUMLAR (1)
ziyaretci
(25 Temmuz 2008 Cuma - 11:05)
mehmet vural isimli ziyaretçinin yorumu : bu güzel siteyi hazırlayan oflular com'a tüm emeği geçenlere en içten saygı sevgi dileklerimi sunarım.oflular com'da güzel köşe yazıları hazırlayan tüm yazarlara en içten duygularımı sunarım.yazarımız haşim albayraka bu güzide köşe yazısını büyük bir zevkle okudum.bütün hayatı yöremizin tarihini araştırmakla geçti.bundan sonraki çalışmalarında başarılar dilerim
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş