KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

İnadına...

10 Mayıs 2006 Çarşamba


Lisede fen alanında okudum. Üniversitede ise sözel alanda tercih yaptım ve tarih bölümünü seçtim. Aradan on beş yıl geçti. Ve şimdi bu üç yıllık lise eğitimim sırasında aklıma kalanlar ne ki diye beynimi yoruyorum. Biyolojide yaptığımız bir kurbağa deneyi, Kimya’da başarısız bir sabun yapma teşebbüsü ve bir de Bohr Atom Modeli. Fizik en nefret ettiğim dersti. Bu dersten geçebilmek için öğretmenin gözüne girmeliydim. Bir hafta gece gündüz çalışarak Bohr Modelinin matematiksel işlemlerini ezberledim. Sözlüye kalktım, bütün o basamakları tahtaya yazdım. Ne işe yaradıklarını, manalarını bilmeden bir papağan veya şimdilerde televizyonlarda sık sık karşımıza çıkan şarkı söyleyen kediler gibi, köpekler gibi. O gün sözlüden aldığım yüksek notla sınıf geçtim.

Merak uyandırmadan, öğrencinin ilgisini çekmeden, öğrencinin kafasında “Ne? Niçin? Neden? Sorularını oluşturmadan, yani beyni gıdıklamadan ders vermek olur mu? Aslında her şey o kadar gizemli ki ve o kadar öğrenmeye değer ki ancak bakmayı bilmiyoruz. Bizlere de kimse öğretmiyor. Trene bakar gibi bakıyoruz işte. Oysa Yunus Emre ne güzel söylüyor:
Yigirmi sekiz hece
Okursun uçtan uca
Sen elif dersin hoca
Manâsı ne demektir.

Bazen güpegündüz öğrencilerime soruyorum; bana güneşi gösterir misin? İşte orada hocam diyorlar, güneşi göstererek. Yok diyorum orada değil. Sekiz dakika önce oradaydı. Şimdi orada değil. Gelin hesap edelim. Bir cismi görebilmek için ondan gözümüze ışık gelmeli. Işık saniyede 300 bin kilometre hızla gider; güneş bizden 150 milyon kilometre uzakta o zaman güneşten çıkan ışık 8 dakikada bize ulaşır yani. Şu anda güneş orada değil, 8 dakika önce oradaydı. Hatta size daha ilginçini söyleyeyim. Gece başımızın üzerinde parlayan yıldızların 500 yıl önceki hallerini görüyoruz biz. Bunu her yaptığımda öğrencilerin çok şaşırdıklarını ve merak duygularını tetiklediğimi hissediyorum.

Bütün evren, bu muhteşem kozmik âlem aslında tek bir kelimeye endeksli; manaya. Görünenin farkı tarafını görebilmek, var olanı farkını hissedebilmek yani manaya inebilmek lazımdır. Aslında okullarımızda mana yok değil. Türkiye’nin geleceği kız ve erkek öğrencilerimiz bütün gün kendilerine fırlatılan anlamlı bir bakışın manasını çözmeye çalışıyorlar. Okullarda şiddetin sebeplerinden biri de bu zaten. Ne yapsınlar görünenin ötesindeki var olandan bahseden mi var? Ben varım diyor, sen varsın, arabam var veya bıçağım ötesi var mı ki? Kız Afrodit, erkek zülüflü baltacı, gözler ahu, dudak kiraz; ya göğsün sol tarafından “pıt pıt” edeni soran var mı ki? Arabam asfaltı ağlattı diyor, kendi etrafında saatte1600, Güneşin etrafında 108 bin kilometre hızla dönen Dünya’dan ve evrende saatte 2 milyon üç yüz bin kilometre hızla yol alan şu âlemden haber var mı ki? Boyuna posuna bakarsın dağ gibi adam, taşı sıksa suyunu çıkarır sanırsın ama bu âlemdeki en büyük gücün, gözle bile görünemeyen atomun çekirdeğinde olmasının manası nedir ki?

Görünenin ötesine bakabilmek, merak etmek ve araştırmak bilimin de insanlığın da ön şartı. Röntgen ışığı ile maddenin içini görebilmek veya insanın giydiği çul parçasından ziyade yüreğe bakabilmek doğuştan gelen huy değildir. Bunlar insana öğretilen şeylerdir. Hepsinin bir tekniği vardır. Eğitimlerini almak lazımdır. Ama maalesef bu eğitimlerin yapılacağı hem laboratuarlar hem de yürekler kapalı. Gününü dürtülerinin peşinde harcamak ve aklın da bu işe şaşmaması olabilir mi? Mart kedisi gibi damlarda dolaşan ve damsız girilmeyen yerlerde ömrünü geçiren içgüdüsel canlıların akıllarının ne anlamı var? Akıl kendini fark ettirmiyorsa, var mı ki?

Dünyadaki bilimsel gelişmeleri okuyorum çıldırasın geliyor, hiçbirinde payımız yok, esamimiz okunmuyor. El alem yapıyor biz bakıyoruz. Sağdan soldan teknoloji dilenciliği yapıyoruz. Çalma çırpma diz boyu. İçkide ve fuhuşta nasıl olurda dünyada ilk sıralarda oluruz. Liselerde gençlik birbirini kırıyor. Kızları veya erkekleri paylaşamama yüzünden. Aklı yele salıvermiş, içgüdüyü mabut etmiş kalabalıklar. Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurduklarını sanan saf dirikler.

Bu iş neyin nesi? Aklımızın önüne bu kara perdeleri çekenler kimler. Yüreğimize zehir şırınga edenler kim. Biz yufka yürekli bir millettik. Hüzündü bizim eğlencemiz. Hüzünlü millettik biz. Belki son yüzyıllarda aklımızı fazla kullanamadık ama yüreğimiz hep bizimdi. Şimdi yüreğimiz de gitti. Taş oldu. Ne menem bir savrulma bu?

Çare, çare ne biliyor musunuz? Çare ancak inadına olur. Bizi tembelliğe, miskinliğe köşe dönmeciliğe alıştıranlara karşı inadına çalışmak, cinselliği gözümüze gözümüze sokup nefsimizi azdıranlara karşı inadına iffet, dürtülerimizi dürtenlere karşı inadına akıl, diskolara, barlara kahvehanelere karşı inadına kütüphane ve maddeye karşı inadına ve nihayet manâ. Maalesef elimizde kalan tek şey galiba bu inat. O zaman inadına ulan…


Zekeriya ABANOZOĞLU


DİĞER YAZILARI
Gösterim : 768
YORUMLAR (5)
  ziyaretci (08 Mayıs 2008 Perşembe  10:15)
Ahmet Baştan isimli ziyaretçinin yorumu : Müdürüm, güzel yazmışsınız.Teşekkür ederim. Bu fikirleriniz çağdaş eğitim anlayışı ile örtüşüyor.
  ziyaretci (12 Nisan 2008 Cumartesi  17:29)
sibel balık isimli ziyaretçinin yorumu : geçmişten aklımda kalan en kıymetli öğretmenim...siz hatırlatmısınız bilmem ama ben çook eski öğrencinz..Bingöl/sancak'tan..yazılarınızı okudum tam size yakışır,çok güzel...fazla söze ne hacet..saygılarımla.
  makif (09 Aralık 2006 Cumartesi  16:31)
Yazarlık herkesin bildiği fakat bildiğini bilmediği şeyleri bilmektir. Der, nobel edebiyatlı yazarımız. Hocam hakıkaten bu savı kuvvetlendirdin.
  demetmolla (14 Mayıs 2006 Pazar  12:01)
Yazınız çok güzel ve anlamlı...Tebrik ederim.Matematiksel olarak 1 ile 2 arasında sonsuz sayı olmasına rağmen toplamda 3 buluyorsak.gençlere biraz da işin kabul boyutundan bahsetmemiz lazım...
  ergun (12 Mayıs 2006 Cuma  01:06)
Harika bir yazi. Trabzon Fen Lisesi'nin ilk ogrencilerinden biri olarak umarim hocamizin bu dusunceleri pratikte oncelikle Fen Lisesi camiasinda olmak uzere egitimimizin her alaninda yer bulur..

Yorum Ekle...  (üyelik gerektirmez)

| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş