EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar
Kimlik meselesi27 Ağustos 2007 PazartesiBilindiği gibi milliyetçilik Fransız ihtilalinin ortaya koyduğu ve daha sonra Napolyon’un düşmanı olan imparatorlukları parçalamak için dört kolla sarıldığı bir akım olmuştur. Sonuçta Osmanlıyı yıkan da milliyet isyanlarıdır. Ancak Sırp, Yunan, Bulgar, Rus, Ermeni ve hatta Arap isyanları sırasında bu ülkelerde yaşayan ve etnik köken itibarı ile bu topluluklara daha yakın olması düşünülen Bosnalı, Arnavut, Gürcü, Çerkez gibi bazı milletler dini sebeplerle kaçarak Anadolu’ya gelmişlerdir. Ayrıca Anadolu’da Kürt ve Araplarda vardı. Herkesin tek tek milli devletlerini kurduğu dönemde biz de Anadolu’da kendi milli devletimizi kurduk. Hem de beraber kurduk. Ve bu devlete Türkiye Cumhuriyeti dedik. Biz bir İmparatorluk bakiyesiyiz. Bizim milli marşımızı yazan, “Bana yok, ırkıma yok izmihlal” diyen bir Arnavut’tur. Türk milleti tarih boyunca göçebe yaşamış, coğrafyalar dolaşmış, yeni insanlarla iletişim kurmuş, kız alıp kız vermiş karışmış kaynaşmış bir millettir. Osmanlı padişahlarının - ki soyları en belli olan insanlardır- anneleri ya Rus kızıydı ya Rum. Sen soyunu Mete Han’a taşısan bile bir Çin Prensesinin annen olma ihtimali çok yüksektir. Milliyetçilikle birlikte bir de millet kavramı doğdu. Ziya Gökalp’a göre millet: “Aynı dili konuşan, aynı dini, ahlaki ve estetik ideallerde birleşmiş; kısaca ortak bir kültür ve dine bağlı insanlardan oluşan topluluktur.” Bu tanım çok doğru bir tanım sayılmaz. Çünkü aynı dinden olmayıp aynı millet ve aynı dinden olup ayrı milletten olan, aynı dili konuşan ama ayrı millet olan, aynı kültür potasında eriyen ama kendilerini farklı milletlerden sayan insanlar vardır. 20. yüzyılın başında Arnold Toynbee aslında çözüme oldukça yaklaşmıştır. Ona göre millet: “Ne dil, ne din meselesi değil bir duygu meselesidir” Yani sen kendini ne hissediyorsan o’sun. Günümüzde en geçerli anlayış. Aidiyet hissidir. Sen kendine nereye ait hissediyorsan oradansın. Bir de ortak bir geçmiş ve birlikte yaşama ideali oldu mu mesele bitti. Etnik köken hiçbir şekilde ayrılık unsuru olamaz. Türkiye’de Hitlerin yaptığı gibi kafa yapılarına, kanına, saçına başına, göz rengine bakarak yani kafa tasçılığı yaparak da insanları sınıflandıramazsın. Ama birileri ille de etnik olarak farklıyız diyor. Ben Elazığ’da Bingöl’de dört seneyi aşkın görev yaptım. Bu şekilde düşünceye sahip, üstelik “Bayat” soy isimli öğrencilerim oldu. Aşiret bunlar. Bin yıldır da soy isimlerini değiştirmediklerini söylüyorlardı. Bayatlar bir oğuz boyudur. Bunlarda büyük bir ihtimalle oğuzdurlar. Ve işlin ilginç yani çocuklarına oğuz ismini de koymalarıydı. Hem de dededen atadan kalma isimler. Bizim gibi son elli yıllık değil. Aynı şekilde Avşar’lar, Karakeçeliler ve Yusuf HALAÇOĞLU’ na göre niceleri. Bunu ortaya koymak Türk Tarih Kurumu Başkanının görevi olsa gerek. Madem ırkçılık yapacaksın, o zaman ırkını iyi belle demektir bu. Türkiye ister Kürt, ister Kürtleşmiş Türkmen olsun, inanıyorum ki hepsi kendilerini bu topluma ait hissediyorlar. Onlar Türk milletinin bir parçasıdırlar. Sorunlar var mı , elbette var. Öz yurdunda garip olanlar sadece Kürtler mi ki ? İktidar seçkinleri Türk - Kürt ayırıyor mu? Sorunlarımız hep aynı. Çözümünü de hep birlikte bulacağız. |
DİĞER YAZILARI
|