EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar
Kokonatlık...12 Aralık 2006 SalıBazı insanları anlayamıyorum. Roma, Yunan, Mısır uygarlığı, Rönesans, Reform dendiği zaman hayranlıklarını ilan ediyor; bu dönemlere ait her şeyi fevkalade nesnel değerlendirirken bazı kavramlara da adeta kutsiyet yüklemekten de çekinmiyorlar. Ama kendi öz tarihimizden bir şeyler anlatıldığında burun kıvırıyor, küçümsüyor, öznel yaklaşıyor; hatta kendi kutsallarımıza haksız eleştirilerde bile bulunabiliyorlar. Hele hele Osmanlı dendiğinde çıldırıyor, yanlış ve haksız isnatlarla adeta belden aşağı vurmaktan çekinmiyorlar. Şimdi soruyorum. Evet, bizim atalarımız bilimde çok ileri gidememişlerdir. İçtimai ve iktisadi bazı yanlışlar yapmışlardır. Ama iki bin yıllık tarih bu kadar boş bir tarih mi? Başkalarının geçmişlerine duyulan hayranlık, onu anlamada gösterilen titizlik kendi öz tarihinden neden esirgenir? Tabi işin içinde “Kokonatlık” yoksa. Hintliler kendi değerlerini küçümseyen ve onları başkalaştırmaya (değiştirmeye demiyorum) çalışanlara kokonat diyorlar. Malum, kokonat bildiğimiz hindistan cevizi, rengi de Hintlilere benziyor. İçi ise beyaz. Yani iki yüz yıl boyunca Hindistan’ı sömüren İngilizler gibi. Anlayacağınız benlik - kimlik kaybına uğrayan ve de İngiliz uzantılı Hintlilere İngiliz demek istiyorlar. Birilerini bizden olmamakla suçlamak çok doğru bir şey değil ama tarihimize kastetmekte pek akıl kârı değil. Şimdi adam oturmuş ahkâm kesiyor. Kerli de ferli de biri. Yani hem kerli hem ferli. İsminin önünde bir sürü sıfat taşıyor. “Eeee! Efendim, Osmanlının hatta bizim geri kalmamızın sebebi matbaanın geç alınmasıdır. Bir kısım yobaz kesimin baskısı ve tutucu yöneticilerin de katkısı ile matbaanın gelişi engellenmiş ve o günden beri kara bulutlar başımızın üzerinden eksilmemiştir” Büyük laf ettin be büyük şef oturan boğa. Çözdün üç yüz yıllık geri kalmışlık meselesini. Senin gibi aydına(!) da bu yakışırdı. Bu ne konuya hâkimiyet, olaya vakıfiyet. O zaman şu sorulara da cevap verirsin. İlk 1727 yılında kullanmaya başladık matbaayı. Aradan üç yüz yıl geçti. Peki, abat olduk mu? Günümüzde en modern teknolojiyi kullandığımız halde, senede kaç adet kitap basılıyor ve kaç adet kitap okunuyor; Avrupa ile karşılaştırıp açıklar mısın? Avrupa ülkeleri dışında ilk matbaa Rusya’da kurulduğu; ama iki yüz yıl boyunca Rusya’da hiçbir değişikliğe sebep olmadığı (Ta ki Deli Petro’nun yeni Rusyasına kadar) ortada değil mi? Gutenberg’in matbaayı geliştirdiği 1455 yılında otuz küsur sene sonra Osmanlı Yahudileri, ardından Ermeni ve Rumlar kullanmaya başladılar matbaayı. Peki, onlarda bir kültürel hareketlenme sağladı mı? Sağlamaz çünkü Avrupa’da ortaya çıkan ve günümüze kadar ulaşan süreç tek bir saika bağlanamayacak kadar karışıktır. Matbaa tek başına asla böyle bir ilerleme sağlayamaz. Sırf okumayı kolaylaştırmak, okuryazarlık oranını arttırmak için alfabemizi değiştirmemize; eğitim kültür alanında onca devrime rağmen seksen yıldır istediğimiz ilerlemeyi sağlayamadığımız gibi… Bu durum ortada iken hınç alırcasına atalarımıza yüklenmek insafsızlık değil de nedir. Tabi eğer serde ‘kokonatlık” yoksa. |
DİĞER YAZILARI
|
fasafiso
dede
leventhbo
c__ozgurvural
metehan
oflimustafa