SPORCA
Spor Yazarı
Oy Bulancak Bulancak06 Mayıs 2008 SalıYa zengin (güçlü) karnı tok insan yemeğin üzerine tatlı, sütlaç, kadayıf yiyecekti… Ya da fakir (güçsüz) karnı aç insan bir dilim ekmek yiyecekti açlığını bastırmak için… Siz olsanız tatlıyı yiyebilirmisiniz?Hard disklerimiz İnsan hayatı boyunca bilgi depolayan bir bilgisayar gibidir. Bazı bilgisayarların beyinleri küçüktür kolay dolar ve fazla bilgi yükleyemezsiniz… Bazı bilgisayarlarda antivirüs bulunmaz, bu nedenle kolay virüs alır ve formatlayınca hafıza gider… Bazı bilgisayarlar ise bilgileri sağlıklı bir şekilde uzun süre saklayabilir… Bizler de bilgisayarlar gibi bilgi depoluyoruz. Bazen hafızalarımıza kaydediyoruz, bazen de unutuveriyoruz. Nerden mi çıktı bu bilgisayar muhabbeti.? Açıklayayım. Hareketli bir yaşamımız olduğu için iş, ev, büro arasında mekik dokuduğumuzdan hangi bilginin ne zaman lazım olacağı belli olmadığından hard disklerle dolaşıyoruz. Geçen hafta tehlikeli bir durum yaşadık. Tam gazete çalışmalarına başladığımız esnada bizim hard disk hata vermesin mi? Büroda ne kadar bilgisayar varsa deneme yaptık ama ne mümkün açmadı. Doğal olarak bizim hayat bir günlüğüne durdu. Sağ olsun Murat Kardeşim hard diskimizi yeniden normale döndürmeyi başardı ve bizde hayata döndük. Murat Kumandaş arkadaşıma bu yoğun çabası nedeniyle teşekkür ediyorum. Bu olay üzerine saatlerce konuşulacak, sayfalarca yazılacak bir durum aslında ama yazacak o kadar çok şey var ki… Hangisine değinmeden geçeceğim bilmiyorum. Hem zaman dar, hem sayfalarda çok yer kaplıyoruz diye şikayetler var. Gündelik hayatta o kadar çok olayla karşılaşıyoruz ki her biri topumu ilgilendirecek, toplumun bilinçlenmesine fayda sağlayacak olaylar. Bir hafta boyunca edindiğimiz izlenimleri Pazar günü yazmaya başlayınca çoğunu unutup sadece o gün yaşadıklarımızı yazabiliyoruz. Konulardan konu beğen... Bu hard disk olayını mı yazsak, Çay mevsimi üzerine çayın sıkıntılarını mı?, Kaçak işçileri ve kahvehanelerdeki işsizleri mi?, Hareketsiz yaşam, dört duvar arasında sıkıştırdığımız çocuklarımızın yaz nedeniyle sokaklara çıkınca yürümeyi beceremeyişi, aman düşüp bir tarafını kıracak korkusunu mu?, Toprakla haşır neşir olmayıp elektriğimiz toprağa verememe nedeni ile stres yüklü bir yaşam içerisinde kaybolduğumuzu mu?, Çöp atmayı dahi bilmeden şehirde oturup hala köylü bile olamadığımızı mı?, Güneşli bir Cumartesi sabahının mükemmel manzarasında gece 2’de yatmış olmana rağmen sabah 7’de mahalleye hâkim bir tepeden halkın yavaş yavaş hareketlenişini, Mis gibi taze çay kokusunu, Çayın başlaması ile insansızlıktan sükûta bürünmüş köylerin nasıl canlandığını, Eline çay makası alıp defalarca aynı hareketi yaparken amacın kasları geliştirmek değil, oturduğumuz lüks dairelerin, bindiğimiz lüks araçların kaynağını topladığımızı, Sırtına bir sergi çay alıp onun altında ezilerek dedelerimizin, ninelerimizin, analarımızın ve bacılarımızın neler çektiğini birkaç dakikalığına da olsa yaşayabilmeyi mi? Birileri Of için çalışıyor Yıllar önce Devlet Parasız Yatılı ve Bursluluk sınavı için sabahın altısında kalkıp, köyden Of’a, Of’tan Trabzon’a (üstelik şimdi ki gibi özel araçlarla ve otoban yoldan değil) gidip sınava gireceğim Ticaret Lisesini bulana kadar canımın çıktığı geldi aklıma Pazar sabahı Merkez Ş.Ö. Ali Bulut İlköğretim okulu önündeki kalabalığı görünce… Yıllar önce bizim 6’da kalktığımız sınav için şimdi 9’da kalksa çocuklar (8’de kalkması daha doğru olur) kahvaltısını yapıp 3-5 adım yürüyüp tüm kaslarını da hareket ettirerek çok rahatlıkla 10.00’da ki sınava yetişiyor. Buna şükreden kaç kişi var? Cumartesi günü Of Teknik Eğitim Fakültesinin inşaatını incelerken ilk defa babamdan duyduğum bir hikayeyi hatırladım. Tam olarak anlatamayabilirim hikayeyi ama meramımı anlatacak kadar aktarayım. Karadenizli’nin biri ilk defa İstanbul’a gitmiş gördüklerini de Trabzon’daki arkadaşına anlatıyormuş. Gördüğü müthiş manzaradan etkilenmiş tabi. Burada bir kazan yapıyorlar demiş. 40 tane usta içinde çalışıyor ve hiç biri birbirinin keser sesini duymuyor. Tabi hikaye devam ediyor arkadaşının verdiği; “Boztepe’de de bir lahana açtı bir haftadır Trabzon’a yağmıyor” cevabıyla. Hikaye, “öyle kazana böyle lahana” esprisiyle dilden dile dolaşır durur. Fakülte inşaatı da aynen kazan gibi. Müthiş bir hızla devam ediyor. Saymadım ama birbirinin keser ve mala seslerini duymayan birçok kişi çalışıyor. Bir taraftan kaba inşaat devam ederken, bir taraftan sıva bile başlamış. Hafta içi Fakülte sekreteri Hasan beyle sohbet ederken çevre düzenlemesinden bahsettik. Onlar da inşaatın hızı ile çevre düzenlemesinin de paralel devam etmesi için uğraşıyorlar. Bizler görüyoruz ama göremeyen ve duyamayanlar için görevimiz gereği buradan duyuruyoruz… Sizler görmeseniz de, duymasanız da BİRİLERİ OF İÇİN ÇALIŞIYOR… Özür ve Teşekkür Fakülte’den bahsetmişken bir teşekkür ve özrü de unutmadan ifade edeyim. Önceki sayılarımızdan birinde okuyucu köşesinde bir okurumuzun gönderdiği Papağan ile Hz. İsa Peygamberimizin yer aldığı bir fıkrayı yayınlamıştık. Siz dikkatsizlik deyin, biz farklı yorumlama diyelim İsa Peygamber için kaba bir cümle kullanılmış. Bu nedenle tüm okuyucularımızdan özür dileriz. Hz İsa Peygamber de bizim peygamberimizdir. Kur’an’a iman eden herkesin İsa Peygambere de iman ettiğini biliyoruz. Yani yanlış bir düşüncede olmadığımızı bilirsiniz. Teşekkürüm ise Dekanlık sekreterimiz Melike hanıma. Birincisi duyarlı davranıp fıkranın dibindeki ifadeyi bize hatırlattığı için. İkincisi gazetemizi okuyucu köşesine varıncaya kadar okuyup takip ettiği için, Üçüncüsü ise bayanların bakış açısını yansıtabilmek adına bayan yazarların da gazetemizde yer alması gerektiği önerisi için. Melike hanıma verdiğim cevabı burada da ifade edeyim. Evet, gazetemizde bayan yazarlarımızın olmasını bizlerde isteriz. Bu işe gönül veren, yapabilecek olan herkesin yazı ve eserlerini seve seve yayınlamaya hazırız. Oy Bulancak Bulancak Bu işler ne olacak…… Of offfff yine uzattım yaaa Eeee biz daha Bulancak yolculuğumuzdan bahsedecektik… Hem de yazacak o kadar çok şey vardı ki… O zaman şöyle yapalım. Bulancak yolculuğuna ve maçına haftaya ayrıntılı gireriz. Bu hafta kısa bir özet yapalım. Her doğru, her bildiğin, her yerde söylenmez diye bir kuralımız vardır. Bulancak maçı ile ilgili gördüğümüz çok şey var. Ama bunları yazmak mümkün değil. Malum sayfalar yetersiz… Baştan söyleyeyim kısa ve net ifadeler kullanacağım. İlk defa yenildiğimiz bir maçta üzülmedim. Üstüne üstlük sevindim. Bende maçta olmasaydım bu maçın kaybedilmesine üzülecektim buna eminim. Ama o statta olmanızı çok isterdim. 14.30’da yani maçtan bir saat öncesinden maçtan bir saat sonrasına kadar yani 4 saati yaşasaydınız beni çok iyi anlardınız. Ofspor maça 15 kişilik kadro ile gitti. Taner ve Doğan sezon boyu ilk defa forma giydiler. Ofspor 10 gol atma parolasıyla maça çıksa 11 gol atabileceği bir 90 dakika yaşadık. 3 kez öne geçtik, 90’da gol yedik. Maç sonucunda tıklım tıklım Bulancak tribünleri uzun süre Ofspor sloganları ile inledi. Yanımdaki çocukların ve bayanların sevinci görülmeye değerdi. Belki de futbolcuların eş ve çocuklarıydılar… Maçın Hikayesi Bu olayı şu şekilde hikayeleştireyim. Zengin karnı tok bir insanla fakir karnı aç bir insan aynı masada. Ve sadece bir istek hakları var. Ya zengin(güçlü) karnı tok insan yemeğin üzerine tatlı, sütlaç, kadayıf yiyecek, veya çay içecek… Ya da fakir(Güçsüz) karnı aç insan bir dilim ekmek yiyecek açlığını bastırmak için… Siz olsanız tatlıyı yiyebilirmisiniz? Maçın sonunda üzüldüğüm tek olay vardı. Bulancaksporlu futbolcuların tribünlere gidip sevinmelerini onlara yakıştıramadım. Yapacakları tek hareket şu olmalıydı. Bitiş düdüğü ile birlikte başlarını öne eğerek tüm taraftarından özür dileyerek hemen stadı terk etmeleriydi… Bu onlara daha çok yakışırdı… O muhteşem seyirciye, ligin son haftasında rakiplerinin şampiyonluktan vazgeçmesini isteyip averajla ligde kalmaları için yalvarmak yakışmadı. Bunu onlara yaşatan o futbolculara böyle bir maç sonrası sevinmek hiç mi hiç yakışmadı. Ofspor’a gelince Nasrettin hoca hikayesi ile bitirelim. Mustafa hoca da haklı, futbolcular da haklı, yöneticiler de haklı… yani herkes haklı… Kusura bakma Bağlum sen de haklısın ama sana hak veremedik…. Keşke son hafta senle oynasaydık…. Ayrıntılara haftaya devam ederiz… |
DİĞER YAZILARI
|
c__ozgurvural
huzur
oflim1967