KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

Şu 'Ortaçağ Karanlığı' meselesi

25 Şubat 2008 Pazartesi


Son zamanlarda sık sık duyduğumuz bir kavram var. “Ortaçağ Karanlığı” deniyor. Bir kere şunu bilmemiz gerekiyor ki tarihi çağlara ayırmak yapay bir bölmedir ve geçerliliği sadece Avrupa tarihi ile sınırlıdır. Avrupa tarihini yakından etkileyen, Avrupa’da düşün ve yaşam şeklini mutlak değiştiren önemli olaylar, çağların başlangıcı olarak kabul edilmiştir. Mesela İstanbul’un fethi ile topların surları yıkabileceği anlaşılması Avrupa’nın siyasi yapısı olan feodalitenin sonunu getirmiş, merkezi krallıkları güçlenmiştir. İpek yolunun Türklerin eline geçmesi, Avrupa’yı coğrafi keşiflere yöneltmiş, İstanbul'dan kaçan Bizanslı aydınlar İtalya'da Rönesans’ın doğuşuna etki etmişlerdir. Dolayısı ile Avrupalı bilim adamları İstanbul’un fethini yeniçağın başlangıcı olarak kabul etmişlerdir. Anlaşıldığı gibi aslında bu olay ne Türklerle nede dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan milletlerle alakalı değildir. Avrupa tarihi ile ilgili bir olgudur.

Ortaçağ, milattan sonra 376 Kavimler göçü ile 1453 İstanbul’un fethi arası 1077 yıllık zaman dilimini kapsıyor. Ortaçağ kavimler göçü ile başlar. Bildik bir olaydır. Hun Türklerinin batıya yürüyüşü Karadeniz’in kuzeyinde bulunan kavimleri, domino taşları gibi birbirlerini iterek ve yıkarak Avrupa içlerine doğru göçe zorlamıştır. Bu sırada Avrupa’da zaten zayıf olan Roma otoritesi ortadan kalkar. Halk göçe zorlanan istilacılara karşı hiçbir şey yapamaz. Can ve mal güvenlikleri kalmaz. Onlar da senyör denilen beylerin güvenlik şemsiyesi altına girmeyi kabul ederler. Can ve mal güvenlikleri karşısında serfliği(yarı kölelik) kabul ederler. Senyörde bunları korumak için onlardan aldığı vergi ile asker (şövalye) besler. Avrupa’da irili ufaklı on binlerce derebeylik çıkar. Sefalet içinde olan halk kurtuluşu kiliseye bağlılıkta bulur. Kilise zayıf derebeylikler üzerinde mutlak bir güç olarak yükselir. Ruhbanlar ve senyörler bazen çatışarak ama genelde uzlaşı içerisinde bin yıl boyunca halkın anasını ağlatırlar. (Bkz. Papa Niçin Daha Akıllı)

Aynı tarihler arasında bizde neler oluyor. Aslında ortaçağ’ı ortaya çıkaran iki olay bu sorunun da cevabıdır. Hunlar Batı Roma’yı dize getirirler, ortaçağ başlar. Fatih Doğu Roma’yı yıkar ortaçağ biter. Bu bin yılkı ara doğunun yükseliş devridir. İnsanlığın ışığı son peygamber Hz. Muhammet dünyaya gelir. Hem siyasal alanda hem bilimde hem sanatta altın devir yaşanır. Türkler viyana kapılarına dayanır. Dünyanın mutlak hâkimi olurlar. Hıristiyan dünya doğunun zenginliklerini ele geçirmek için çaresizce çırpınır. Haçlı seferlerini yapar. Doğudan aldığı barut, pusula ve matbaa ile yok olmaktan kurtulur.

Şimdi “ Türkiye ortaçağ karanlığına geri dönmeyecektir” diyen biri aslında ne söylemek istiyor. Bunu bir Avrupalı Hıristiyan dese anlarım ve elbette ki hak veririm. Ortaçağ onlar için bir karanlık devir. Yok, bunu diyen bir Türk ise gerçekten cahildir. Amiyane tabirle doğudan yükselen bu ışığı göremeyecek kadar kördür. Ya da içinde bize ait hiç bir şey kalmamış; tamamıyla asimile olmuş dolayısı ile bir ecnebi gibi hissediyor.

Aklıma Sokrates’in “kavramlarda anlaşabilseydik hiç kavga etmezdik” sözü geliyor. Ama bu kadar basit ve az bir tarih bilgisi ila iktifa edilecek bir hususu da kavram kargaşasıyla açıklamak mümkün olmasa gerek. Vardır elbette herkesin bir hesabı. Ancak yanlış hesap artık Bağdat’tan dönmüyor. Millet hesabı fena kesiyor.

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 421
YORUMLAR (0)
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş