KÖŞE YAZISI

EĞİTİME BAKIŞ
Eğitimci Yazar

Terör: yaşamak ve yazmak

14 Eylül 2006 Perşembe


Bugünlerde terör eylemlerinde bir artış var. Ve her zaman olduğu gibi herkes çeşitli şeyler söylüyor. Fildişi kulelerden ahkâm kesenler mi ararsın; boğaza nazır evlerinin deniz rüzgârlı balkonlarında gazetelerdeki köşeleri için hüküm yazanlar mı istersin; yani ağzı olan konuşuyor, kalemi olan yazıyor. Bizim de ağzımız var ve de azcık kalem de tutuyoruz. O zaman biz de yazalım. Ancak bir farkla, ben yaşadıklarımı yazacağım.

Yıl 1994 terör belasının ayyuka çıktığı zamanlar. Bir taraftan askerlerimiz, bir taraftan gariban köylülerimiz ve de öğretmenlerimiz gözü dönmüş katiller tarafından hunharca şehit ediliyor. Ben de çiçeği burnunda öğretmen adayı olarak görev bekliyorum. Kuralar çekiliyor ve Elazığ’ın Arıcak ilçesine atamam yapılıyor. Haritayı açıp bakıyorum. Arıcak öyle bir yer ki, babama bilen birinin dediği gibi “Oraya ulaşır belki ama dönebilir mi bilinmez”. Bir yıl önce de altı öğretmen buranın bir beldesinde şehit edilmiş. Bir tarafı Bingöl’ün Genç ilçesi, bir tarafı Diyarbakır’ın Hani ve Dicle ilçeleri. Babam gitme istersen der, annem ağlar, bacım ağlar. Konu komşu kınar. Beş kızın bir oğlun var onu da oralara gönderip yazık etme, diye. Ama bunların hiç biri beni yolumdan alıkoyamaz. 27 Ekimde Elazığ’dan Arıcak’a giden minibüsün içindeyim. Yol doksan kilometre. Önce Palu’ya indim. Elli kilometre daha gitmek lazım. Ancak yola çıkmak yasak. Askeri konvoyu beklemek lazım. Ne zaman konvoy var diyorum. Belli olmaz diyorlar. O gün orada kaldım. Daha doğrusu bir öğretmen evinin hangara rahmet okutan bir odasında, yatak demek için bin şahit gereken bir yığının üzerinde elbiselerimle ve yorgansız uyudum. Sabah olduğunda burada bu şekilde kalamayacağımın farkına varmıştım. Arıcak’a gitmek şarttı. Konvoyla veya konvoysuz. Akşamdan tanıştığım bir öğretmen sayesinde bir minibüs bulabildim. Arabada iki kişiyiz. Şoför ve ben. Öyle korkunç yerlerden geçiyoruz ki tarif etmeye kalemim kafi değil; görmek lazım. Bir tepelere çıkıyoruz, bir vadilere iniyoruz. Küçük bir dereden geçerken şoför duruyor. Bana dönerek bak hocam, burada geçen hafta araba taradılar dört kişi öldü. Çapraz ateşe aldılar, diyor. Atıyor diyerek gözümü işaret ettiği yere çeviriyorum. Aman Allah’ım etraf kurumuş kan lekeleri ile dolu. Nereye gidiyorum diye düşünüyorum. Belki yüz kez okuduğum duaları okumaya devam ediyorum. Gözlerim hep ufuklarda. Kasislere bata çıka ilerliyoruz. Teyp şimdiye kadar hiç duymadığım bir dilde (Zazaca) bir şeyler söylüyor. Enstrümansız ve hiç bitmeyen bir müzik. Güneş acı acı vuruyor, kasette dilini anlamadığım bir ağıt çalıyor ve havada ölüm kokusu var. Şoföre ne kadar kaldı, diye soruyorum. Şu tepenin arkası, diyor. Rahatlıyorum. Ama tepeyi dönünce karşımıza yerel kıyafetleri içinde ve ellerinde kalaşnikofları ile bir grup insan çıkınca şok oluyorum. Araba yanlarına yaklaşınca duruyor. Zazaca konuşuyorlar. Tek anladığım “Hoca” kelimesi. Her şey buraya kadar mıydı diye düşünüyorum. Annem ve babama aklıma geliyor. Çok üzülecekler biliyorum. Üzüleceklerine üzülüyorum. Şoförle konuşmaya devam ediyorlar. Ara sırada bana baktıklarını hissediyorum. Ben ise sadece önüme bakıyorum. Şahadet getiriyorum ve tevekkülün zirvesindeyim ve dahi gerçekten korkmuyorum. Beni indirip vururlar şimdi, diye geçiyor içimden. Ancak araba yola devam ediyor. Şaşırıyorum. Şoför ikna etmiştir onları diye düşünüyorum. Ne de olsa “Benim yanımda sana bir şey olmaz “demişti bana. Birkaç dakika sonra şoför işte Arıcak diyor. Hayatta hiçbir yere kavuşmayı bu kadar arzulamamıştım. Kendimi emniyette hissettiğimde şoföre bizi durduranların kim olduğunu soruyorum. Bana korucu olduklarını etrafta teröristlerin dolaştığını ve yol emniyeti aldıklarını söylüyor. Şükürden başka ne diyebilirdim ki…

İlçede dört yıl kaldım. Bu yolu da en az yirmi kez gittim geldim. Tabi güvenlik kuvvetleriyle. Ama yöre halkı aynı sıkıntıyı ömür boyu çekiyor. Ben oraya gitmekle ve orada çalışmakla kendimi kahraman gibi görüp bunun edebiyatını da yapabilirim. Ama o insanlar bütün hayatlarını bu sancılı coğrafyada geçiriyorlar. İçlerinde kandırılmış insanlarla da karşılaştım ama ezici çoğunluğu terörü lanetliyor.

Arıcak Lisesinde görev yaptığım dört yıl içinde onlarca öğretmen ve bir tane de pırlanta gibi kaymakam çıkardık.

Gitmediğin yer senin değildir ve gitmediğin yerdeki insanlar da senin insanın değil. Öyle hariçten gazelle vatan kurtulmaz.

DİĞER YAZILARI
Gösterim : 425
YORUMLAR (0)
Yorum Ekle ...  (üyelik gerektirmez)
| İletişim ve Künye | Sözleşme ve Telif | e-Reklam | Sitene Ekle |

© 2008 | Tüm Hakları Saklıdır
Tasarım ve Programlama : Murat Kumandaş