ŞANLI TARİHİMİZ
Araştırmacı Tarihçi - Yazar
Trabzon Of ilkçağ ve ortaçağ tarihi21 Ağustos 2006 PazartesiOf - Hayrat Çevresi Köyleri Derneklerinin 25.01.2003'te İstanbul Fatih Belediyesi Zübeyde Hanım Kültür Merkezinde düzenlediği panel notları.İlkçağ Doğu Karadeniz bölgesi incelendiğinde “Trabzon’u ilk kuranlar Yunanlılardır” sözünün yanlışlığı ortaya çıkar. Ancak onlar Trabzon’a gelmeden önce de buralarda insanlar yaşamakta idiler. Anadolu’ya Kafkasya’dan gelen Hurriler,Anadolu’nun en eski kavmi olarak ortaya çıkar. Hurriler,öncelikle Doğu Karadeniz bölgesinin doğusuna ve Kafkasya’ya hakim olarak güneye doğru inmişler ve güneydoğuda teşkilatlanarak Mitanni imparatorluğunu kurmuşlardır. Hurrilerin Doğu Karadeniz’deki etkinlikleri M.Ö.2000 yıllarından öncedir. Yine M.Ö.2000 yıllarından önce Doğu Karadeniz’de yerleşim yeri ve köy adları verebilecek kadar etkin olan Luviler yaşamışlardır. İlkçağda belli bir ırk kavramı yoktu. Bir arada,boylar halinde yaşayan insanlar vardı. Doğu Karadeniz’e gelen bu ilk insanlar,Doğu Karadeniz’in coğrafi özelliklerinden istifade etmişlerdir. Zaten o dönemlerde insanlar,ilkçağın ilkel yaşantısına uygun olan yaşayabilecekleri yerleri bulmak zorunda idiler. İlkçağ ortamına göre insanların yaşayabilecekleri şartlar arasında öncelikle geçimlerini sağlayacak tarım ve hayvancılıkla ilgili arazi, maden yataklarının işletilmesi gibi ekonomik faaliyet alanları, insan yaşayışının temel maddelerinden olan suya yakın olma, stratejik açıdan güvenli konumda olması, ulaşımın kolay olması gibi özellikler bir araya gelerek yerleşim yerleri kurulmuştur. Yerleşim yerlerini kuranlar kendi dillerinde, kurdukları yerlerin özelliklerine veya kuranların özelliklerine göre yer adları verilir. Doğu Karadeniz bölgesindeki Trabzon, Samsun, Amasya, Giresun, Ordu’nun eski ismi olan Kotyora, Sümela gibi isimler Yunanca olmayıp Luvice diye bir dil olduğuna göre demek ki bu bölgede ilk yerleşim yerlerini kuranlar Luvilerdir diyebiliriz. Luviler, Anadolu’da Hititlerden önce yaşamış bir kavim olup Hititçe dili üzerinde etkili olmuştur. Of’ta Hititçe’de yerleşim yeri olarak Samri ve Zisno gibi yer adları da vardır. Luvice adların köy adlarına indirilmesi ile çalışmalar tarafımdan devam etmektedir. Bunların sonuçları daha sonra açıklanacaktır. Biz yine köy adları üzerinde durmaya devam edelim.1933 yılındaki Dahiliye Vekaleti’nin Mahalli İdareler Umum Müdürlüğü’nün kayıtlarına göre Doğu Karadeniz’de Trabzon, Rize, Artvin, Bayburt, Gümüşhane, Giresun ve Ordu illerinin bütün kasaba ve köy listeleri taraması yapılmış ve bu isimler liste olarak dillerinde uzman olan kişilere okutularak Yunanca, Pontusça, Gürcüce, Rusça, Kırgızca, Ermenice ve Laz’ca taraması yaptırılmış ve bunlardan çıkan sonuca göre yaklaşık 2000 eski köy isminden ancak 75 tanesi yukarda sayılan dillerden çıkmıştır. Gerisi Osmanlıların kullandığı Arapça,Farsça ve çeşitli Türkçe versiyonları ile Yunanlılardan önceki Anadolu’da kullanılan eski dillerden olduğu anlaşılmıştır. Biraz daha ayrıntıya kaçarsak yukarda belirtilen yedi ildeki yaklaşık 2000 köy içinde 21 köy adının Ermenice, 3 köy adının Laz’ca, 23 köy adının Gürcüce, 4 köy adının Rusça olduğu ortaya çıkar. Bölgenin Yunan kalıntısı olduğunu iddia edenler için söylüyorum.2000 civarındaki köy adından sadece 18 adeti Rumca, 5 adeti Pontus Rumca sı olarak imza altına alınarak belgelenmiştir. Üstelik Rumca yada Pontusça denilen köy adları içinden bazılarının diğer dillerde geçtiği ortaya çıkmaktadır. Örneğin Pontusça ad olarak imzalanan Alano adının başka bir kaynakta Ala= at, ona = yer, ve Alano = atların yetiştiği yer olarak Laz’ca da geçmektedir. Bu duruma göre Bizans döneminde Lazların at yetiştirmeye uygun bir yer olarak Alano’ya yerleştiği görülmektedir. Yani Alano hem Lazca’da hem Pontusça’da bulunmaktadır. Aynı şekilde Anna, Tamara İstavri gibi köy adları dil ile ilgili olmayıp din ile ilgili olduğundan aynı dindeki Rum, Rus, Gürcü halklarının dillerinde isim olarak geçmektedir. Bunlar eklendiğinde Rumca kelimelerin daha da azaldığı ortaya çıkmaktadır. Bunu Rumca’nın daha çok olmasını ister görünümünde olanlarla tartıştığımda bana “zamanla Rumca isimler kelime yada harf değişimine uğramışlardır görüşünü ortaya koymaktadırlar. Bunlara cevabım Yunanlılardan binlerce yıl evvel buralara gelip isim veren halkların koydukları isimler günümüze ulaşabiliyor da onlarınkiler neden ulaşamıyor sorusu olmuştur. Bunu köy adları ile ilgili bir toplantıda tartışmak gerek. Böylelikle daha orijinal gerçeklerin ortaya çıkacağına eminim. Bir başka ilginç tespit ise İşkenaz sözünün Rumca olmadığıdır. Yunanlılardan önce Doğu Karadeniz’e Aşkenaz deniyordu. Farsça ağırlıklı bir kelime olan bu kelimeye bakıldığında ve M.Ö.550 yıllarından önce Doğu Karadeniz bölgesi Perslerin 19.satrabı olduğuna göre bu adı Farsça’da aramak gerekir. Özetle söylemek gerekirse Yunanlı koloniciler gelmeden yüzyıllar önce bölgede insanlar yaşıyordu. Bu insanların Hurri, Luvi ve Hitit olması muhtemeldir.Çünkü bu konuda kesin bir bilgi yoktur. Ancak yerleşim yeri adlarına bakılırsa Luvi olmaları ihtimali daha çoktur. Tarihi kayıtlar, yaşayış biçimleri, yayılma alanları, dilleri incelendiğinde Luvilerin Türk olma ihtimalleri çok büyüktür. Ancak kesin Türk’tür sözünün denilmesi henüz mümkün değildir. Yunanlılar geldiklerinde bölgede kendilerine kendilerinin ya da Yunanlıların Mosk, Tibaren, Mar gibi isimler denen kavimler vardı. Kafkasya’dan gelen bu kavimlerin buralarda kıyılarda tarım ve balıkçılık, içlerde demircilik ve madencilik ile uğraştıkları bilinmektedir ( 1 ).Bu konuda dünyada hakli bir üne sahiptirler. Üstelik dünyadaki madencilik ile terimlerin çoğunun bu bölgenin yerli lisanından çıktığı bilinmektedir ( 2 ). Bölgemiz ile ilgili bir efsane olan ünlü “Argonatlar Seferi” ile ilgili efsanede bölgenin aşırı zengin ve doğal zenginlikleri “Altın Post” şekline büründürülerek Yunanlı maceracıların bunları nasıl elde ettikleri anlatılmaktadır. Anadolu’da Bilge Umar’ın “Yaban Sürüleri” dediği ve M.Ö. XII.yüzyılda batıdan geldiği ileri sürülen istila ve yağmacılık hareketleri sonucunda Hitit İmparatorluğu yıkılınca, bu imparatorlukta sağ kurtulabilenler kaçmak zorunda kalmıştır. Kaçanlar genelde kuzeye ve güneye gitmişlerdir. Güneye gidenler oradaki Mezopotamya medeniyetindeki devletler içerisinde kalmışlar,arada erimişler, bazıları belli bölgelerde toplandıklarından “Genç Luviler” denen şehir krallıkları kurmuşlardı. Ancak kuzeye gidenler, buralarda devlet olmaması ve buraların dağlık yapısı nedeniyle güvende olmuşlardır. Dolayısıyla bölgeye Luvi ve Hitit adlarının kalmasının nedenlerinden birini ancak bu olayla açıklamak mümkündür. Sadece Of ilçesi ile ilgili olarak Boğazköy’deki Hitit metinlerinde geçen yer adları arasındaki Zisno ve Samri’nin günümüzde bile devam etmesi bu düşünceyi doğurur ( 3 ).Yaklaşık beş yüz yıl süren bu istila hareketine “Anadolu’nun Karanlık Çağı” denilmektedir. Bu konu ile ilgili olarak Bilge Umar’ın Yaban Sürüleri adlı konuya bakılmalıdır. Sonuç olarak bölgemize Yunanlılar gelmeden önce bir çok topluluk vardı ve gayet zenginlik içerisinde yaşıyorlardı. Bu toplulukların Proto-Türk olmaları muhtemeldir. Gürcü ırkı ise Gürcü ilim adamları her ne kadar iddia etseler de bu dönemlerde henüz ırk olarak teşekkül etmiş değildi. Aynı şekilde Ermeni ırkı da henüz teşekkül etmemiş idi. Bu nedenle onları Doğu Karadeniz’in kurucuları arasında göstermek yanlış olur. KOLONİZASYON DÖNEMİ Anadolu’da “Karanlık Çağ”ın bittiği dönem ile birlikte yeni oluşumlar ortaya çıkmaktadır. Yunanlılar,Anadoluluların son kalesi olan Truva kentini hile ile de olsa aldıktan sonra, Anadolu’nun Ege kıyılarına yerleşmeye ve burada koloni şehirler kurmaya başlamışlardır. Yunanistan’a bağlı olarak kurulan bu şehirler zamanla bağımsız şehir devletleri olurlar. Bu şehir devletlerinin asıl iş kolları denizcilik ve deniz ticaretidir. Bu mesleği Fenikelilerden ilk önce Girit Uygarlığı olarak almışlar ve Yunan kültürünü Mısır,Anadolu ve Mezopotamya kültürleri ile geliştirerek Avrupalıların ilk uygar kültürünü oluşturmuşlardır. Avrupalıların Yunanlılara saygınlığı buradan gelmektedir. Yunanlıların Anadolu’da kurdukları en önemli şehir devletleri Efes ve Milet’tir.Efes şehir devleti daha güçlü olduğundan o devlet Akdeniz kıyılarında ticaret amacıyla koloniler kurmaya başlayınca Milet şehir devleti de Karadeniz kıyılarına yönelmek, buralarda kendilerine ticaret yapabilecek ortamlar yaratmaya çalışmışlardır. Bu doğrultuda Doğu Karadeniz sahillerinde ilk olarak doğal limanı bulunan Sinop denilen yer alınarak burada koloni şehir kurulmuştur. Koloni kelimesini açıklamakta yarar var. İlk çağda deniz kıyısında kurulan şehirlerin çoğu koloni olarak kurulmuştur. Koloni ticaret amacıyla kurulan sürekli pazar yerleri demektir. Pazar yeri kurulduğu vakit bu yerlerin etrafında insanlar olması gerekir. Bu insanlarla ticaret yapılması gerekir. Zamanla ticaretin durumuna göre koloniler genişler. Bu genişleme sırasında sürekli yerleşme ile ilgili sosyal tesisler,güvenlik amaçlı tesisler,yerleşme amaçlı tesisler kuruldukça koloniler şehir haline dönüşmeye başlar. Şehir haline dönüşen ve buralarda sürekli yaşayan tacirler,güvenliklerini sağlama aldıktan sonra bağlı bulundukları merkezleri dinlememeye başlarlar. Bunun sonucunda yeni bir şehir devleti ortaya çıkar. İşte Miletlilerin kurduğu Sinop kolonisi Doğu Karadeniz’de kurulan ilk Yunan kolonisidir. O koloniye bağlı tacirler, daha sonra Ordu, Samsun, Giresun ve Trabzon gibi yeni koloniler kurarlar. Ancak bazı kaynaklarda Trabzon şehrinin Yunanlılardan önce kurulmuş olduğu iddiası vardır. Ancak kurulan bu kolonilerin isimlerine bakıldığında bu isimlerin Yunan dillerine uygun olmadığı ve başka dillerle ilgili olduğu ortaya çıkar. Bu koloni şehirler içerisinde zamanla Trabzon şehri ön plana çıkar. Genel Yunan asıllı ilk çağ kaynakları ve bunları kaynak gösteren diğer kaynakların belirttiği ortak görüş Trabzon şehrini Milet asıllı Sinop kolonisinin M.Ö.765 yılında kurduğudur. Ancak bazı kaynaklarda bu şehrin daha önce kurulmuş olduğu belirtilir. Bunlardan biri Kafkasya’nın güney batısında oturan Türk asıllı Pergeslerin burayı kurduğudur ( 3a ).Başka bir kaynakta Charles Texier,Trabzon’u eski Yunanistan’ın en eski yöresi olan Mora’daki Argos kentinden daha eski olduğunu iddia eder. Ona göre Trabzon 2000 yıllarında kurulmuştur ( 3b ). Şehir adının Yunanca’dan başka bir dil –Luvice- olması,Trabzon ve çevresindeki çoğu adlarında Luvice olması bu görüşü doğrulayan özellikler arasında sayılabilir. Neyse konumuza dönelim: Kısa zamanda bu koloni kenti gelişmiştir. Çünkü Trabzon şehri İpek yolu güzergahının bitim noktası üzerindedir. Ancak bu dönemde İpek Yolu güzergahı henüz yoktur.Trabzon’un konumu anlaşılınca ileriki yüzyıllarda bu ticaret yolu işlerlik kazanacaktır. Bu şehir ile Kafkasya ve Doğu Anadolu’ya bağlantı kurmak mümkündür. Yani bu şehrin uzaklara ve çevre bölgelere ulaşımı kolaydır. Bunun yanı sıra bu şehir etrafındaki kavim ya da topluluklar madeni işlemesini biliyorlardı ve zengin durumda idiler. Bu bölge ile ilgili bilgilere Yunan asıllı Herodot’un yazdığı kitapta rastlanmaktadır. Onun yazdığı kitaba göre bölgeye Kimmerlerin peşinden İskitlerin geldiği ve Perslerin İskitlerle savaş yaptığı anlatılır. Kimmerlerin ve İskitlerin yaşantıları ile bu bölgede yaşayan halkın yaşantıları birbirlerine pek uymaktadır. Bugün bile Doğu Karadeniz’de bu kavimler ile ilgili bir çok ize rastlanılmaktadır. Ortak ve genel kanı bu kavimlerin Türk olduğu en azından Proto-Türk olduğudur. Çünkü o dönemde Türk kavramı ön planda olmayıp boy (=büyük kabileler) kavramı ön planda idi. Bu topluluklar da Türklerin en önemli ilk çağ boylarından idiler. Bu boyların bölgemizdeki izdüşümlerinde Amazonlar denilen ve “kadın savaşçılar”ın oluşturduğu efsanevi bir topluluktan bahsedilir. Amasya, Terme ve Samsun civarlarında bu topluluğun bir süre hakim olduğu ile ilgili bilgiler Heredot Tarihinde yer almaktadır. Ayrıca Heredot’un belirttiğine göre M.Ö. V.y.y. da bu bölge Pers imparatorluğunun bir satrabı durumunda olup Perslerin savaş yapmaları sırasında Pers ordusuna asker vermekle yükümlü oldukları ve diğer zamanlarda ise vergi verdikleri ortaya çıkmaktadır. Bu duruma göre buralarda bir Yunan egemenliği olması, ilkçağ Yunan kaynaklarına göre mümkün değildir. Sadece Trabzon kenti sınırları içerisinde küçük bir alan Yunan asıllılarındır . M.Ö.400 yılında Trabzon’a gelen Ksnefon, geçtiği yerlerdeki insanları ve onlarla yaptıkları mücadeleleri anlatırken bu insanların Yunanlı olmayıp “barbar” olduklarını belirterek onlar hakkında ayrıntılı bilgiler verir ( 4 ). Çoğu araştırmacılar; Doğu Karadeniz tarihini bu bilgiler ışığında başlatırlar. Onun barbar dediği ve Yunanlı olmayan kavimleri daha değişik adlarda bölge ile ilgili yazı yazan diğer ilkçağ yazarları ve bunları kaynak gösteren diğer yazarlar da yazarlar. Bu da gösteriyor ki Yunan asıllı koloniciler, Trabzon’da bağımsız bir şehir devleti kurmuşlar. Bu zamanda Pers satraplığı hala devam etmektedir. Sadece Trabzon şehir merkezi bu satraplığa bağlı olmayıp zaman zaman Sinop kolonilerine vergi vermişlerdir. Demek ki hala bir bağımsızlık söz konusu değildir. Ancak buradaki koloniciler, Trabzon’dan Asya’ya ve Ortadoğu’ya ulaşan ticaret yolları üzerinde olan bu merkezde zamanla iyice zenginleşerek güçlenmişler ve bağımsız bir kent devleti haline gelerek donanması dahi olan deniz devleti olmuşlardır. Ama sadece kıyı şehir bölgesine hakim olup iç kesimlerdeki diğer topluluklar üzerinde hiçbir etkinlikleri bulunmamakta idiler. Bölge bir süre Büyük İskender’in Asya seferi sırasında onun hakimiyet alanı içerisine girer. Onunla birlikte Helen kültürü ortaya çıkar. Fakat B.İskender,Yunanlı değildir. Makedonyalıdır. Fakat hakim olduğu uluslar içerisinde en yoğun ve güçlü topluluk Yunanlı olduğu için ortaya çıkardığı kültür Helen kültürü olarak anılmıştır. B.İskender, Anadolu’da fazla durmaya zaman bulamamıştır. İran Seferi, Hindistan seferi ve Mısır seferi ile ömrünü tamamlayınca yerine geçecek oğlu olmadığı için kurduğu büyük imparatorluk, onun komutanları arasında paylaşılmıştır. Ancak daha B.İskender, ölmeden ve Mısır’da iken Perslerin Kapadokya satrabı olan I.Arriantes, yerli halktan topladığı kuvvetlerle B.İskender’in yerine bıraktığı Kapadokya valisi Sabiskas’a karşı isyan ederek krallığını ilan eder.M.Ö.332 yılından itibaren Sinop’tan Doğu Karadeniz’e kadar olan alana hakim olur. Ancak B.İskender’in ani ölümü üzerine yapılan paylaşmada Anadolu,Selevkos’a düşer.Pontus Kapadokya’sı bölgesi de B.İskender’in katibi olan Eumenes’e düşer. I.Ariantes,B.İskender’in komutanlarına yenilerek öldürülür. Üstelik Doğu Karadeniz hakimiyeti bir yıl bile sürmemiştir. Manevi oğlu II.Arriantes ise bu savaş sonucunda Ermenistan’a kaçar. Bir dönem Selevkos Anadolu’ya hakim olduğu için onun kurduğu devlet, Selevkiya Krallığı olarak anılmıştır. Fakat onun zamanı diğer komutanlarla mücadele içerisinde geçer. Bu mücadeleler sürerken bu kez devreye Anadolu’nun B.İskender’ den önceki hakimi olan Persler girer. Pers prensleri Selevkiya krallığına başkaldırarak ondan ayrı bağımsız devletler kurarlar. Bu devletlerden biri Kommenege krallığı diğeri ise Pontus Krallığıdır. PONTUS KRALLIĞI B.İskender’den sonra Anadolu’da yerine geçen valilerin bağımsızlık mücadelelerinden yararlanan II.Ariantess, ilk Pontus Kapadokya’sı valisi olan Eumenes ile anlaşarak Pontus Kapadokya’sı satraplığını elde eder. Ancak M.Ö.306 yılında Anadolu’ya hakim olan Antigonos, II.Arriantes’i yakalayarak öldürmüş, Arriantes’in oğlu I.Mithradates, kaçarak kurtulmuştur. Yıllarca Pers hakimiyeti süresince Anadolu’da rahat ve huzur içinde yaşayan yerli halk B.İskender’in gelişi ve sonrasındaki Anadolu hakimiyeti yüzünden çıkan sayısız savaşlar yüzünden büyük zararlar görmüştür. Anadolu’da rahat ve huzur kalmayınca yerli halk ilk fırsatta Pers yöneticilerini arar olmuşlardır. Bu doğrultuda Helen yöneticilere karşı Pers yöneticilerin etrafında toplanma çabasına girmeye çalışan Anadolu’nun yerli halkı bunun sonucunda yer yer bağımsız devletler kurmuşlardır. Bunlardan biri Pers asilzadeleri yönetiminde Adıyaman ve Malatya dolaylarında kurulan Komanege Krallığı’dır.Diğeri de Pontus Krallığı’dır. Pont Kapadokyası’nda II.Arriantes’in oğlu I.Mithratades’in etrafında toplanan Pont Kapadokya’sı halkı, Paflagonyalı halkın desteği ile Mithradates’i kral yaparak yeni bir devletin kurucusu olurlar. Devletin adı,devlet Doğu Karadeniz bölgesinde kurulduğu için Pontus Devleti olur. Başkenti Amasya olur.M.Ö.298 yılında kurulan bu devletin sınırları doğuda Terme, güneyde Amasya, Yeşilırmak havzası ve batıda da Amasra’ya kadar genişler. M.Ö.276 yılında ölen I.Mithradates’in yerine sırasıyla I.Aryaborzan (M.Ö.276-255), II.Mithradates (M.Ö.255-220), III.Mithradates (M.Ö.220-185) yılları arasında kral olmuştur. Görülüyor ki yöneticiler İran asıllı, halk yerlidir. Yunanlı veya Helenli bu hakimiyet içinde yoktur. Çünkü Helenliler, genelde kıyılardaki kolonilerde yaşamaktadırlar ve henüz Trabzon, Giresun, Ordu koloni şehirleri bu krallık içinde yoktur. III.Mithradates’ten sonra kral olan I.Farnakes (M.Ö.185-169) Miletlilerin kolonisi olan Sinop şehrini ele geçirerek başkent yapmıştır. Onun döneminde Doğu Karadeniz’deki Milet kolonileri alınmaya devam edilerek Ordu ve Giresun şehirleri ve çevresi ele geçirilmiştir. Farnakes, Doğu Karadeniz’deki Yunan sömürgeciliğine karşı İranlılaştırma hareketi sürdürerek Giresun (Farnakya) şehrini kurarak Kerasus ve Kotyora (Ordu) şehri halkını buraya yerleştirmiştir. Bu şehre ilk yüzyıl Farnakya denilmesine rağmen sonradan tekrar şehir halkının bulunduğu yer itibarıyla Giresun denilmeye devam edilmiştir. Bu dönemde Trabzon çevresindeki yerli kavimlerden olan Mossynoik ve Tibarenler de hakimiyet altına alınmıştır. Daha sonra batıya yönelen Farnakes, Paflagonya topraklarını da ele geçirince birleşen diğer Anadolu kralları, Farnakes’i bu ülkeden atmıştır., Farnakes’ten sonra başa geçen 4.Mithratades M.Ö.169-M.Ö.150 yılları arasında kral oldu. Mithratades’in karısının bir Yunanlı prensesi olması Dolayısıyla Yunan kültürü Pontus sarayında hakim olmaya başlamıştır. Bu zamanda Anadolu’ya Romalılarda yerleşme amacıyla girmeye başlamış ve ilişkiler gayet dostça sürmüştür. Mithradates’in Yunan kültürünü benimsemesi Dolayısıyla Yunan asıllı antik çağ tarihçileri Pontus Krallığını bu dönemde başlatırlar. Böylelikle Pontus krallığının bir Yunan kültürlü devlet olduğunu savunurlar. Ancak bu kralda Yunanlı karısının karıştığı bir komplo sonucu öldürülünce yerine geçecek olan oğlunun yaşının küçük olması dolayısıyla yerine Yunanlı prenses bakmıştır. Ancak yönetimde hemen Romalıların egemenliğine girmiştir. Bu dönemde Pontus ülkesi tam bir çöküntü içine girince ve Anadolu’ya Romalılar yerleşmeye başlayınca 4.Mithratades’in oğlu genç Mithratades, yerli halkın desteği ile ayaklanarak ülke yönetimini 5.Mithratades Eupator lakabı ile ele geçirir. Bu kral, kral olmadan önce kaçak olarak yaşadığı Doğu Karadeniz’deki yerli halkı tanıyınca yeni kurduğu orduyu bu topluluklardan oluşturmuştur. Böylelikle Pontus devletindeki Yunanlılık unsurlarının etkisini silmiştir. 5.Mithridates Eupator,Pontus’ta tam gücünü elde edince Kuzey Karadeniz kıyılarındaki Yunan kolonileri kendisinden yardım ister. Çünkü ticaret yoluyla zenginleşen kolonizatörler, o dönemde İskit, Sarmat ve Roksalanların baskısı altındadır. Onlara yardım gönderen kral, bu sayede Kırım kıyılarını hakimiyetine bağlar. Buradan elde ettiği zenginlikle Trabzon ve doğusuna kadar ilerleyerek maden bakımından da zengin olan bu bölgeyi ele geçirmiş ve Kafkasya’ya kadar ilerlemiştir. 5.Mithradates Eupator Anadolu’da Roma işgali altında yaşayan diğer bölgelerin durumundan yararlanmak amacıyla Anadolu’nun Roma İmparatorluğuna karşı koruyucusu olarak ortaya çıkar. Roma’nın hakimiyetindeki Paflagonya’nın yarısını işgal eder. Sonra Galatya’yı alarak buraya oğlunu kral yapar. Romalılar, Kapadokya bölgesine kendi adamlarını kral yapmalarına rağmen Ermeni kralı Tigranes ile anlaşan 5.Mithradates Eupator, kendi yandaşları 9. Arriantes’i tekrar tahtına oturtur. Bitinya’nın içişlerine karışarak, kardeşine karşı ayaklanan Sokrates’e yardım amacıyla Bitinya ülkesine girer. Burada Sokrates’i kral yapar. Bunun üzerine Kapadokya ve Bitinya’nın eski kralları, Roma’ya sığınarak destek ararlar. Bu durumdan sonra Roma ile Pontus arasında savaş kaçınılmaz olur. İlk başlarda Roma’ya karşı kesin üstünlük kuran Mithradates, kısa zamanda Anadolu’ya hakim olur. Buradaki çoğu Romalıları öldürür. Başkenti Bergama’ya taşır. Devlet yönetiminde eski Pers sistemini kurarak Anadolu’yu satraplıklara bölerek başlarına Pontuslu komutanlar atar. Ancak Anadolu’nun uzun zaman savaş alanı olması ve halkın çok fakir düşmesi yüzünden beş yıllık vergi muafiyeti sağlar. Daha sonra hakimiyetini Yunanistan ve Ege’deki adalara kadar yayar. Artık Romalılar bu duruma kesin bir çözüm bulmak amacıyla harekete geçer. İlk büyük Roma ordusu, Pontus ordusunu Yunanistan’da yenerek oradan çıkarır. Pontuslular, vergiye bağlanır. Roma’ya karşı Anadolu dışında üstünlük kuramayacağını anlayan Mithradates, Pontus bölgesinde hakimiyetini sağlamlaştırmaya çalışır. Bu doğrultuda Kolkhis ve Kırım’da çıkan ayaklanmalarla uğraşır. Ancak Roma’nın Assia valisi Murana, Pontus bölgesinde zengin maden yatakları ve işletmeleri ile ünlü Komana şehrini yağmalar. Karşılık görmeyince tüm Pontus bölgesini istila edip yağmalar. Ancak Mithridates bunun peşine düşerek ordusuyla birlikte Murana’yı bozguna uğratır. Murana güçlükle kaçarak canını kurtarabilir. M.Ö.74 yılında Bithinya kralı ülkesini ölmeden vasiyetname ile Romalılara bırakınca bu durumu kabul etmeyen oğlu Mithratades’e sığınır. O da ordusuyla birlikte Paflagonya üzerinde Bithinya’ya girerek yönetimini ele geçirir. Bunun üzerine harekete geçen Romalılar, L.Liciunus Lucullus komutasına büyük bir orduyla Yeşilırmak kıyısından Samsun’a kadar olan yerleri alarak Samsun’u da ele geçirir. Mithridates Kelkit vadisine çekilir. Lucullus,onun peşini bırakmaz. Bazı komutanlarını elde eder ve Mithridates’i kesin yenilgiye uğratır. Eski başkenti Sinop’u alır. Öte yandan Kırım’da vali olan Mithridates’in oğlunu ikna ederek kendi tarafına çeker ve onu Kırım kralı yapar. Savaşı kaybeden Mithridates Ermeni kralı Tigranes’e sığınır. Lucullus, yine peşini bırakmaz ve Ermenistan’a girerek Tigranes’i yener. Ancak Roma’da çıkan iç karışıklıklardan dolayı ülkesine dönmek zorunda kalan Lucullus’un gitmesini fırsat bilen Mithridates, Romalıların buralarda bıraktığı diğer komutanları yenerek, kaybettiği toprakların büyük kısmını geri almayı başarmıştır. Roma İmparatorluğunda işler düzene girdikten sonra Pompeidus, büyük bir orduyla Anadolu’ya girer. Mithradates, onla savaşı göze alamayıp geri çekilir. Üzerine gelen Roma ordusun aç bırakmak için, geri çekilirken bıraktığı kendi toprakları yakar, talan eder. Ancak yine de peşini bırakmayan Pompeidus’la Kelkit vadisinde yaptığı savaşı kaybeder. Kesin bir yenilgiye uğrar. Mithridates, Romalılara karşı yenilip Anadolu’da üstünlüğünü kaybedince Doğu Karadeniz’i baştan başa geçerek Çoruh vadisini aşar ve Kolkhis bölgesine kaçar. Onun yüzünden Roma ordusu da buralar gelip savaşa kesin son vermek amacıyla onun bulunabileceği ve sığınabileceği yerler olan Ermenistan ve Gürcistan’ı istila eder. Mithridates kaçınca geri dönmek durumunda olan Roma ordusunu Trabzon’da başka bir sürpriz beklemektedir. Bunu Strabon şöyle anlatır: Mithridates’i Gürcistan’da yakalayamayan Pompeidus’un komutanlığını yaptığı Roma ordusu geri dönüşte Trabzon bölgesinden geçerken yerli halklardan Heptakoment’lerin saldırısına uğradığı anlatılırken ;”Yukarı Kolkhis’teki Moskhia dağları ile birleşen ve çok kayalık olan Skydises dağı ve aynı zamanda Sidene ve Themiskra bölgesinden Küçük Armeniya’ya kadar uzanarak, Pontus’un doğu tarafını meydana getiren Paryadros dağı vardır. Şimdi bütün bu dağlarda yaşayan insanlar tamamıyla vahşidir. Fakat Heptakoment’ler daha da kötüdür. Bazıları ağaçlarda veya seyyar kulelerde yaşarlar.Bu kulelere Mosy dendiğinden antik devirlerde bu insanlar Mosyneikler olarak adlandırılmışlardır. Bunlar vahşi hayvan eti ve ceviz yiyerek yaşarlar. Kulelerinden atlayarak yolculara saldırırlar. Heptakomentler, Pompeidus’un ordusu bu dağlık ülkeden geçerken üç Roma bölüğünü imha etmiştir. Bunlar ağaç sürgünlerinden elde edilen deli balı kaselerle yol üzerinde bıraktılar ve askerler bunu yiyipte bilinçlerini kaybedince,onlara saldırarak kolayca hepsini saf dışı ettiler.Bu vahşilerin bir kısmına da Byzeres denir”( 5 ) Mithridates,çareyi bu kez oğlunun Roma imparatorluğu adına krallık yaptığı Kırım’a kaçmakta bulur. Burada daha önce Kırım krallığını alabilmek uğruna kendisine ihanet eden oğlu Mahares’i öldürerek Kırım krallığının yönetimini eline geçirir. Ancak aklı Anadolu’da idi ve oradaki eski gücüne kavuşabilmenin hesaplarını yapmakta idi. Fakat Romalılar,Kırım’da da peşini bırakmazlar. Üzerine büyük bir donanma gönderirler. Abluka altına alınan Kırım’da büyük bir kıtlık patlak gösterir. Kıtlığın ülkelerine gelen ve huzuru bozan Mithridates’ten dolayı olduğunu düşünen Kırım halkı ona karşı isyan eder. Üstelik isyancılar arasında oğlu Farnakes’te vardır ve oğlu bizzat kendi sarayını kuşatan isyancı askerlerin başındadır. Artık her şeyin bittiğini anlayan Mithridates, zehir içerek intihar etmek ister. Zehire olan bağışıklığı nedeniyle ölmeyince bizzat sadık kölesine kendisini öldürmesi için emreder ve zorla kendini öldürtür. Tarih M.Ö.63 yılını göstermektedir. Oğul Farnakes, babasına ihanetinin ödülü bizzat Romalılar tarafından Kırım krallığına getirilmesi suretiyle alır. Mithridates’in cesedi ise Sinop’a getirilerek aile kabristanlığına gömülür (6 ). Pontus krallığının bu anlatılanlardan yola çıkılmak suretiyle Yunanlılık ile hiçbir ilgisinin olmadığı ortaya çıkar. Devletin kurucuları olan Pers (İran) kökenli krallar, genelde yerli Anadolu kültürü ile Anadolu’nun bağımsızlığı mücadelesini yapmışlardır. Daha sonra da Anadolu’nun Romalılara karşı bağımsızlık mücadelesi olduğu için taraftar bulması kolay olmuştur. Pontus krallarının armasının “ay-yıldız” olması bile önemli idi. Bu nedenle Trabzonlu büyük tarihçi Pontus krallığını Anadolu’nun ilk milli devleti sayar( 7 ). TRABZON VE ÇEVRESİNDE ROMA İMPARATORLUK DÖNEMİ Mithridates’in ölümünden sonra tamamen Roma İmparatorluğu’nun eline geçen Pontus bölgesi bunlara yardım eden yerli komutanlar arasında paylaştırılır. Ancak, Roma İmparatorluğu tarafından daha önce vasal Kırım kralı yapılan Mithridates’in oğlu Farnakes, Roma İmparatorluğu içerisindeki taht kavgalarından dolayı olan karışıklıkları fırsat bilerek Doğu Karadeniz’deki Kolkhis bölgesini,Ermenistan’ı ve Kapadokya’yı alır. Üzerine gönderilen Romalı komutan Calvinus’u yenerek Sinop’u da ele geçirerek babasının hakim olduğu topraklarda yeniden Pontos krallığını kurmaya çalışır. Fakat Roma’nın büyük imparatoru Caesar, onun başarıları üzerine Mısır’daki faaliyetlerini dondurarak büyük bir ordu ile Farnakes’in üzerine yürür. Pontus ülkesine gelerek burada karşısına çıkan Farnakes’i yener. Farnakes, kaçarak Sinop’a sığınırsa da peşini bırakmayan Cesasar, Sinop’u kuşatır. Farnakes,bu kez Kırım’a kaçar.Caesar, bu zaferini Roma’ya yazdığı bir mektupta “geldim, gördüm ve yendim” sözleri ile duyurur. Bu sırada tarih M.Ö.47 dir. Roma İmparatorluğu’nun ilk yıllarından bu yana Doğu Karadeniz bölgesi Roma İmparatorluğu’na bağlı vasal krallık olarak yönetilir. Vasal krallardan en önemlilerinden biri Polemon’dur. Bundan dolayı bölge o çağda Pontus Polemonacus olarak adlandırılır. Bu kral ve sonrasında gelenler zamanında bu vasal krallığın merkezi Niksar (Caberia-Neocaesarea) şehri idi. M.S.64 yılında Trabzon, doğrudan merkeze bağlanır. Ancak serbest ticaret yapma hakkı elinden alınmaz. Bu yıllardan itibaren Trabzon şehrinin iç bölgelere bağlanması için yollar yapılması için çalışmalar yapılır. Askeri amaçla yapılan bu çalışmalar sonucunda 117 yılında bu günkü Gümüşhane’ye bağlı (Sadak Köyü) Satala lejyonu adıyla kurulur. Bunun dışında Sürmene’de Hyssus, Çoruh nehrinin batı yakasında Apsarus lejyonları kurulur. Bunlardan en önemlisi Sürmene’deki Hysuss lejyonu idi. Çünkü burası aynı zamanda Roma İmparatorluğu’nun en önemli askeri garnizonu olan Satala lejyonunun limanı gibi idi ve buradan Satalaya direkt yol vardı. Bunlardan günümüze kalanı Sürmene ve Of İvyan’daki kale kalıntılarıdır. 123 yılında bölgeye gelen Roma İmparatoru Hadrianus,Trabzon’da bir dalga kıran,bir liman,bir hipodrom,saraylar ve su kemerleri yaptırmıştır. 131-132 yılında bölgeyi gezen Kapadokya valisi Arrianus, bölge ile ilgili Periplo Ponto Euxino ( 8 ) adlı eseridir. Burada Solaklı Dersinden Ofi nehri olarak bahsetmektedir. Bu nehrin doğusunda Kolkhlar’ın yaşadığını belirtir. Demek ki aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala Trabzon bölgesinde Romalı ya da Yunanlı olmayan kavimler olduğu belirtilmektedir. Bu dönemde Trabzon’un doğusunda Kalecik, Canayer, Ahozavzaga, Humurgan, Röşi (Röşve-İvyan) kaleleri vardır. 255 yılında Gothların ve komşu kavimlerinin denizden saldırısına uğrayan Trabzon baştanbaşa yağmalanır. Bütün mabetleri ve büyük binaları yıkılır ve şehir harabeye döner. Trabzon 30 sene kadar harabe olarak kalır.284 yılında Roma İmparatoru Diocletianus zamanında şehrin yeniden canlandırılması için imar faaliyetlerine girişilmiştir. Bu dönem aynı zamanda Trabzon ve çevresinde Hıristiyanlığın yayılmaya başladığı dönemdir. İsa’nın havarilerinden St.Andew ( Apostol) ‘in Trabzon’a gelerek Hıristiyanlığa yaydığına inanılır. BİZANS DÖNEMİ Bu dönemin ilk yıllarında imparatorlukta siyasi birliğin sağlanması için Hıristiyanlık dini ön plana çıkarılmış. Bu doğrultuda Trabzon ve çevresinde koruyucu azizler ihdas edilmiştir. Bizans İmparatoru Justinianus zamanında (527-565) Trabzon’da su kemeri ve sarnıç yapılır. Surlar sağlamlaştırılır, kiliseler inşa edilir. İmparatorun buradaki amacı şehri güçlendirmek ve doğudaki İranlılara karşı bir merkez haline getirmek idi. Bu dönemde Doğu Karadeniz bölgesindeki halkların Hıristiyanlık dininin ve kilisenin etkisiyle Yunanca’yı konuşmaya başladığı dönemdir. Aynı tarihlerde Bizans İmparatorluğu’nun resmi dili de Latince’den Yunanca’ya döner. Halbuki aynı tarihlerde komşu ülke olan Ermenistan’da konuşulan din dili Ermeni’cedir. Çünkü Ermenilerin yazılı dili vardır ve İncil Ermenice olarak tercüme edilmiştir. Bu Ermenilerin milli unsurlarını korumuştur. Doğu Karadeniz halklarının konuştuğu dil gibi yazılı dili olsaydı buralarda Yunanca konuşulmasına gerek kalmayacaktı. Dil ve din unsuru Doğu Karadeniz bölgesi eski ilk çağ halklarının eriyerek Romalılaşmasına neden olmuştur. Ancak bu dönemde Trabzon çevresindeki dağlık alanlarda yaşayan Can / Tzan / Sanni / Tsan gibi adlarla adlandırılan yerli kavimlerinden (ki bu kavimler aslında Laz kavmidir) o zaman kalan kavmin tam olarak itaat altına alınamadığı ve din meselelerinden dolayı sık sık ayaklanarak, Trabzon’a kadar akınlar yaptığı görülür. Bu nedenle güvenlik amacıyla Trabzon çevresindeki kaleler sağlamlaştırılır, asker sayıları artırılır. Buna garnizonların çevre halka ekonomik baskıları da eklenir. Bunun üzerine 530 yılında Balkanlarda Bizanslılara yenilen Bulgar Türklerine buralarda yurt verilerek Lazların çevresine yerleştirilir. Ancak Lazlar bu kez İranlılar iş birliği yapıp onların bölgeyi ele geçirmesine neden olurlar. Fakat bu kez İranlılar bölgede Lazlara zulmetmeye başlayınca Lazlar tekrar Bizans’tan yardım ister. Yardıma gelen Bizanslılar,güçlükle de olsa bölgeyi tekrar kontrollerine alırlar. Bizans İmparatoru Heraklius, 625 yılının kışını İran üzerine yaptığı bir sefer sırasında Sürmene’de geçirir ( 9 ). Burada Hazar kağanı ile görüşerek ondan aldığı Türk askerleri ile ordusunu güçlendirir. Bizans-Hazar dostluğu ve Hazar yardımları sayesinde İranlılar yenilir. Anadolu’nun kontrolü tekrar Bizanslılara geçer. Ancak bu mücadeleden Anadolu şehir ve köyleri büyük yıkıma uğrar ve zayıflar. Bu arada ortaya çıkan İslam devleti Emeviler, Anadolu’nun güney ve doğusunu ele geçirirler. Trabzon ve çevresi 705 yılında Arapların eline geçer. Ancak 715 yılında Bizanslılar burayı Araplardan geri alır. Bundan sonra Trabzon ve çevresi sık sık Arap ve Bizanslılar arasında el değiştirir. 739 yılında Bizanslılar yöreye tekrar hakim olur. Bizans Arap mücadelesi sonucunda Anadolu yine yakılıp yıkılır, nüfusu azalır. Bunun üzerine Bizans, Balkanlardaki Peçenek, Kuman ve Uz gibi Türk topluluklarını Anadolu’ya geçirerek onlara yurt verir. Böylelikle hem Balkanlardaki Türk akınlarından kurtulacak hem de doğudaki sınırlarında tampon bölge oluşturacaktı. Bu doğrultuda Trabzon ve çevresinde de önemli miktarda Türk nüfusu yerleştirilir. Buraya geldiklerinde Hıristiyan olan bu unsurlar burada zamanla asimle olmalarına rağmen bunların isim verdikleri yerleşim adları günümüze kadar devam etmiştir. DOĞU KARADENİZDE MÜSLÜMAN TÜRKLER Daha önce Anadolu’ya Arapların arasında gelen ufak Türk boyları yerine B.Selçuklu devleti ile birlikte sistemli Türk akınları ve fetihleri başlar. İlk akın 1048 yılında oldu. İlk kez bu tarihte Trabzon’a kadar gelen Türkler, çevreye akınlar yaparak yağmalamıştır. 1054 yılında ise Çoruh Vadisi, Bayburt ve Kelkit civarı Van Gölü çevresiyle birlikte Türklerin eline geçer. 1071 Malazgirt savaşından sonra Anadolu’ya yapılan Türk fetihlerinden Trabzon çevresi de nasibini almıştır. 1073-1074 yıllarında Ege kıyılarında olduğu gibi Trabzon dolaylarında da Türk grupları vardı ( 10 ) . Aynı kaynağa göre Cahen,bölgeye gelen Müslüman Türkleri tam anlamıyla düşman olarak görmüyorlardı. Çünkü Türkleri uzun süreden beri tanıyorlardı ve onların askeri güçlerinden yararlanmışlardı. Üstelik kendi halklarıyla kaynaştırmışlardı. Anadolu’da yaşayan halklar ise yeni gelen Türkmenlerin hakimiyetlerinden rahatsız değillerdi. Çünkü onlar vergi istemiyorlardı. Malazgirt zaferinden sonra Trabzon çevresinde Saltuklular Beyliği, Mengücekliler Beyliği ve Danişmentliler Beyliği kurulmuştu. Bu beylikler zaman zaman Trabzon çevresine akınlar yaparlardı. Danişmentoğlu Beyliğinden Emir Yakup, Trabzon çevresi kıyılarındaki Doğu Karadeniz sahillerini Artvin kadar ellerine geçirmişlerdir. Ancak Bizans’ın gönderdiği İstanbul’da yaşayan Trabzonlu Halt kökenli komutanlardan Theodore Garvas Trabzon ve çevresini bu Türkmenlerden kurtararak kahraman olur ( 11 ).Tarih 1075 yılını göstermektedir. Bunun sonunda Bizans devleti tarafından buraya Haldiya eyaleti valisi atanır. Bu gün Çaykara’da Haldizen deresi, Haldizen köyü, Haldizen dağı vardır. Demek ki Haltların yaşadığı yer. Haltlar ise eski tarihte Khalt, Khaldi olarak adlandırılan bir halk vardı. Bugün bile Bayburt’ta yaşayanların büyük bir kısmına Halt denilmektedir ( 12 ). Yani Rumlukla alakası olmayan insanlar. Th.Garvas, 1080 yılında Trabzon ve çevresine gaza yapmak amacıyla gelen bir Türkmen grubunun tamamen imha edilmesini sağlar. Garvas, Şebinkarahisar, Tokat, Niksar gibi yerleri geri almış fakat Türkler tarafından güçlükle yenilerek Trabzon’a kaçması sağlanmıştır. Ancak I.Haçlı seferlerini fırsat bilerek tekrar harekete geçerek Bayburt’u alır. 1098 yılında Danişmentlilerle yaptığı bir savaşta öldürülünce ordusu dağılır ve bir daha Bizanslılar, Trabzon ve çevresindeki küçük bir alanın dışına çıkamazlar. Ancak Th.Gavras’ın soyundan gelen valiler, Trabzon’da yarı bağımsız olarak Bizans’a bağlı vasal devlet görünümde olurlar. 10. ve 11. yüzyıllarda geniş Kıpçak Bozkırlarında ve Kırım çevresinde yaşayan Kıpçak boyları, Ruslarla yaptığı mücadelelerde hükümdarları ve devlet ileri gelenleri ölünce başsız kalarak dağıldılar. Bunlardan bir kol, Gürcülerin daveti üzerine Kafkasya’ya gelirler ve Gürcülere askerlik hizmetinde bulunurlar.40.000 asker ve yaklaşık 250.000-300.000 kişiden oluşan Kıpçaklar , Gürcü kralı Davitin emrinde Kafkasya ve Doğu Karadeniz’de etkin olurlar. Gürcüler adına Trabzon’a kadar gelerek akınlarda bulundular ve Artvin, Rize dolaylarına yerleştiler. İran Selçuklularına büyük darbeler indirdiler, onların Çoruh vadisi ve Kafkasya’dan çıkmasını sağladılar ( 13 ). İkinci büyük Kıpçak göçü Gürcü kraliçesi Tamara zamanında oldu. Tamara’nın Doğu Karadeniz tarihinde önemli bir rolü var. Trabzon Rum İmparatorluğunun kurulmasında en büyük etki onun gönderdiği Kıpçak askerleri ile olmuştur. TRABZON RUM İMPARATORLUĞU 1203 yılında 4.Haçlı seferleri sırasında Latinler İstanbul’u işgal edip yağmalayınca buradan kaçan Bizans asilzadeleri yerli halkın desteği ile Bizans İmparatorluğunun devamı sayılabilecek devletler kurmuşlardır. Bu devletlerden biri İznik’te, diğeri Trabzon’da idi. Bizi ilgilendiren konu Trabzon ve çevresi olduğuna göre Trabzon Rum İmparatorluğu’nun kurulmasına bakalım: Kommenos hanedanın varisleri olan Aleksius ve kardeşi Davit, İstanbul’ daki siyasi gelişmeler üzerine yakın akrabaları Gürcü kraliçesi Tamara’ya sığınırlar. Tamara’da yeni gelen Kıpçak göçlerini fırsat bilerek, Trabzon’da Bizans’ın devamı olacak bir devlet kurulmasını ister. Böylelikle Bizans üzerinde etkin olacaktır. Onun Aleksius’a kattığı ve tamamen Hıristiyan Kıpçak askerlerden oluşan bir ordu ile 1204 yılında Trabzon’u almasını sağlar. Bu Kıpçaklar aileleriyle Trabzon ve çevresine yerleşirler ve Trabzon Rum İmparatorluğu’ nun askeri gücünü oluştururlar. Yani bir Roma soylusunun kurduğu ve askerlerinin Kıpçak Türkü ve daha sonradan yerli halktan olan bir orduya sahip olan bir devlet. Bu devlette Yunan ilgisi yoktur. Ama din Hıristiyan, ortak dil Rum’cadır. İkinci büyük dil ise Türkçe’dir. Çünkü bir çok Türk boyu çeşitli zamanlarda buralara yerleşmişlerdir. Bazı kayıtlarda Gürcülerinin yardımını buraları Gürcüler tarafından alındı şeklinde ifade ederler. Bazı kaynaklarda ise Aleksi Kommenin askerlerinin Laz’lardan oluştuğunu belirtirler. Ancak köy adlarına bakıldığında Of’taki Balaban sözünün tamamen Kıpçakça bir kelime olduğu ortaya çıkar. Ayrıca Of’taki eski köylerden Komanit sözünün manası Koman yurdu demektir. Koman sözü Kıpçak’ların diğer adıdır. Bu köyü Pontus Kültürünü yazan Ömer Asan bile Türk köyü olarak kabul eder ( 14 ). Aleksi Kommen kısa zamanda askeri gücüne dayalı olarak Karadeniz’i sahil boyunca ele geçirmek suretiyle İstanbul’a ulaşmak ve Bizans İmparatorluğunun başına geçmek isterse de Sinop Zonguldak arasına hakim olan Selçuklu Türklerini aşamaz. Onlarla yaptığı savaşları kaybedip 1214 yılında Sinop’ta Selçuklulara esir düşer. Ancak Selçukluların vasalı olmak ve onlara vergi vererek savaş zamanlarında asker göndermek şartıyla serbest kalır. Yani Gürcülerin siyasi Kıpçak Türklerinin askeri yardımıyla Trabzon ve çevresinde kurulan ve kısa bir zaman içerisinde Selçuklulara vasal olan bir devlet. Peki bu devlet içerisinde Yunanlılar nerede? Selçuklular ve imparatorluğunun çevresindeki Türkmen beylik ve devletlere vasal devlet durumunda olan Trabzon Rum İmparatorluğu, bir ara Harzemşah devletine tabi olur .Ancak Harzemşahlar 1230 Yassıçimen’de Selçuklulara yenilince bu ordudaki Kıpçak Türk askerleri, Müslüman olmalarına rağmen kaçarak Trabzon çevresindeki soydaşları olan Kıpçak Türklerinin yanına sığınırlar. Trabzon Rum İmparatorluğu tekrar Selçuklulara tabi olur. Ancak Moğolların Anadolu’da hakimiyeti eline geçirmesi üzerine bu kez onlara tabi olur. Moğollardan sonra Doğu Karadeniz etrafında Çepnilerin hakimiyeti başlar. Samsun, Giresun, Ordu, Şebinkarahisar Çepnilerin eline geçer. 1340 yılından itibaren ise bölgeye zaman zaman akınlar yaparak Trabzon’u kuşatan Akkoyunlular’a karşı başarılı olamayan Trabzon Rum İmparatorluğu bu kez onlara hükümdar ailesinden kız vermek yoluyla akrabalık kurmak ve varlığını devam ettirmek yolunu seçer. Bu arada yapılan savaşlar ve mücadeleler Dedekorkut destanlarından Kan Turalı’nın konusunu oluşturur. Ancak,1402 Ankara Savaşı ile Anadolu’ya hakim olan Timur, Trabzon’u kuşatırsa da alamaz ama Trabzon Rum İmparatorluğu bu kez onlara tabi olur.Hatta Trabzon Rum İmparatoru Manuel,bizzat Timur’un yanına giderek onun önünde diz çöker. Trabzon Rum İmparatorluğu o kadar küçük bir devletti ki Trabzon ve çevresinde kolonileri olan ve ticaret yapan Cenevizliler, bir ara üç kalyon ile Trabzon donanmasını yenmiş, 1418’de imparator Venediklilere harp tazminatı olarak fındık ve şarap vermiştir. Trabzon korunması açısından güçlü bir şehir olduğu için Türkler, genelde Trabzon’u değil çevresini almaya çalışmıştır ( 15 ). DEĞERLENDİRME VE ÖZET Trabzon ve çevresi üzerinde hak iddia eden Yunanlılar buralara gelmeden önce buralarda insanlar vardı. Yunanlılar kolonizatör olarak sadece kıyıdaki savunması kolay ve kaçması kolay yerlerde kaleler yaparak oralara yerleşmiştir. Çevredeki halklarla ticaret yapmışlardır. Çevredeki halklardan ilk bahsedenler Herodot ve Ksenofondur. Zaman zaman bu çevreye dışardan göçler gelmiştir.M.Ö.2000 yıllarından önce Hurriler ve Luviler ile başlayan göç hareketleri, M.Ö.1250 den sonra dağılan Hitit kalıntıları ile devam eder.M.S.1. yüzyıldan buralara büyük bir Laz kütlesi göç eder. M.Ö. son üç yüzyıl içinde bölgede Pontus Krallığı kurulursa da bu krallığı kuranlar İran kökenliler, halkı ise yerli halktır. Bu halk içerisinde Yunan asıllı halk yoktur. Ancak Yunan kolonileri alınınca buraların Yunanlı halkı bu devlete tabi olur. 6.ve 7. yüzyıllarda bu kez batıdan Bulgar Türkleri, daha sonraki yüzyıllarda Kıpçak Türkleri göç etmiştir. Müslüman Türklerin Anadolu’ya girmeleriyle bu kez Oğuz Türklerinin çeşitli boyları çevreye yerleştiği gibi Gürcülerin etkisiyle ve Kıpçakların desteğiyle kurulan Trabzon Rum İmparatorluğu döneminde imparatorluk varlığını sürdürebilmenin yolunu Müslüman Türklere kız vererek akrabalık kurmak ve onlara tabi yani vasal devlet olmak şeklinde sürdürmüştür. Trabzon doğal yollarla İran, Kafkasya, Kırım, Ortadoğu yollarının üzerinde olması dolayısıyla güçlü zamanlarında büyük bir ticaret merkezi olmuştur. Bu nedenle bir çok devlet burayı almaya çalışmış alamamıştır. Bu en son olarak Osmanlılara nasip olmuştur. Bundan sonrası ise sayın hocam Hanefi Beyin konusu olduğundan benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Sabırla beni dinlediğiniz için teşekkür eder saygılarımı sunarım. DİP NOTLAR ( * ) Haşim Albayrak, Spor Yönetim Bilimleri Uzmanı, Tarih Öğretmeni; İstanbul Cumhuriyet Eğitim Müzesi Müdürü ( 1 )İsmail Hacıfettahoğlu,”Kuruluşundan Fethine Kadar Trabzon’un Fethi”,(Öncesi ve Sonrası ile Trabzon’un Fethi adıyla Trabzon Belediyesi Kültür Yayınlarının çıkardığı ve İsmail Hacıfettahoğlu’nun yayına hazırladığı,Ankara,2001 basımı) sf.11 ( 2 ) Abhazya’ya Doğu Karadeniz Halklarının Tarih ve Kültürleri,İstanbul,1998,sf 83-85 ( 3 ) Dr.Hayri Erten'in "Boğazköy Metinlerinde Geçen Coğrafya Adları Dizini,Ankara,1973 ( 3a ) E.Yavuz, Tarih Boyunca Türk Kavimleri,İstanbul, sf.9 ( 3b ) Haşim Albayrak, Of ve Çaykara,İstanbul,1991, sf.104 ( 4 ) Ksenophon,Anabasis,Çev.Hayrullah Örs,M.E.B.Yayınları,İstanbul,1962,sf.173-245 Ksenophon,Anabasis “Onbinlerin Dönüşü” ,Hürriyet Büyük Klasikler,Çev:Tanju Gökçöl, İstanbul,1974, sf.131-174 ( 5 ) ) Strabon,Coğrafya.Anadolu (Kitap XII,XIII,XIV),Çev:Prof.Dr.Adnan Pekman Arkeoloji ve Sanat Yayınları,İstanbul,1987,sf.28 ( 6 ) Mahmut Goloğlu,Anadolu’nun Milli Devleti Pontus,Ankara,1973,sf.102-103 ( 7 ) Mehmet Bilgin-Ömer Yıldırım, “Sürmene”, Sürmene Belediyesi Kültür Yayını, İstanbul, 1990, sf.59-69 ( 9 ) Mehmet Bilgin,a.g.e.,sf.86 ( 10 ) Claude Cahen, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler,Türkçe’si:Yıldız Moran,İstanbul, 1979,(e Yayınları),sf.88 ( 11 ) Prof.Dr.Osman Duran,Selçuklular Zamanında Türkiye,sf.134. ( 12 ) Haşim Albayrak, Of ve Çaykara –I-, Ankara,1986,sf.134 ( 13 ) Prof.Dr.Fahrettin Kırzıoğlu, “Yukarı Kür ve Çoruk Boylarında Kıpçaklar”, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara,1992,sf 115 ( 14 ) Ömer Asan,Pontos Kültürü,İstanbul,2000,sf.68 ( 15 ) Yrd.Doç.Dr.Ahmet Toksoy, “Selçuklu-Trabzon Münasebetleri ve Trabzon Kommenosları’nın Tabiiyete Alınması”, Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu, 3-5 Mayıs 2001, Trabzon, sf. 53-59. |
DİĞER YAZILARI
|
kadirkorkmaz58
dihad
demetmolla